İnsan Hakları / Sağlık

Homofobiyi Aşmak Mümkün

Cuma, 30 Ekim 2009
45. Ulusal Psikiyatri Kongresi'nde homofobinin, başta maruz kalanlar olmak üzere ilgili bütün taraflara psiko-sosyal, bazen de fiziksel zararlar verdiğini anlatan Dr. Sinan Düzyürek, ayrımcılık ve homofobiyi aşmanın mümkün olduğunu söyledi.

20-24 Ekim 2009 tarihlerinde Ankara’da yapılan 45. Ulusal Psikiyatri Kongresi çerçevesinde düzenlenen Cinsel İşlev Bozuklukları sempozyumunda “Kültür ve Cinsellik” başlığı altında, Homofobi konusu da ele alındı.
 
Bilimsel çalışmalarını ABD’de sürdüren Dr. Sinan Düzyürek, yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve kadın düşmanlığı gibi önyargılar kategorisinde yer alan homofobinin duygu ve davranış boyutlarına değinerek, hafiften şiddetliye doğru korku, anksiyete, tedirginlik, nefret, iğrenme ve antipati içeren homofobinin, başta buna maruz kalanlar olmak üzere ilgili bütün taraflara psiko-sosyal, bazen de fiziksel zararlar verdiğini belirtti.
 
Homofobide eşcinselliğe ve eşcinsellere belli bir şekilde ve derecede tahammülsüzlük ya da tahammül etme gereğinin bulunduğunu, bunun da eşcinselliğin ve eşcinsellerin, insanlığın ve hayatın olağan yelpazesi içinde samimiyetle kabul edilmesini çok zorlaştırdığını ifade eden Düzyürek, bu önyargının, uzaklaşma, kaçınma, eşcinselliğin ve eşcinsellerin gizli, saklı, görünmez ve konuşulmaz olmasını bekleme ve bunu dayatma, ayrımcılık, adaletsizlik, yaftalama, utandırma, aşağılama, korkutma, sindirme, hapse atma, yok sayma, hatta bazen de yok etmeye varacak bir şiddeti içerebileceğini dile getirdi. 
 
Binlerce eşcinselin tutuklandığı ve idam edildiği, bazılarının da başka ülkelere kaçmak zorunda kaldığı İran’da idam dışındaki cezalandırmalara da değinen Düzyürek (yerde sürüme, dörde bölme, taşlama, kayalıktan aşağı atma, canlı olarak yakma, kelle uçurma ve iki parçaya kesip sonra yakma), bu konudaki yasal düzenlemelerin ülkeden ülkeye değiştiğini, bazılarında eşcinsel ilişkiler yasalken, bazılarında yasal olarak tanınmasa da suç olmadığını, kimi ülkelerde ise eşcinsel ilişkilerin, ömür boyu hapis cezası ya da idama varan ciddi yaptırımlarla karşı karşıya olduğunu söyledi. 
 
Dünyaya Bakış
 
2003 yılında yapılan bir araştırmaya göre, eşcinsellerin toplumda kabulü sorusuna olumlu cevap veren ülkelerin sıralaması şöyle: İngiltere (74%), İtalya (72%), Kanada (69%), Slovakya (68%), Arjantin (66%), Filipinler (64%), Bolivya (55%), Japonya (54%), Meksika (54%), Brezilya(54%), ABD (51%), Venezuela (46%), Peru (45%), Guatemala (44%), Honduras (41%), Polonya (40%), Bulgaristan (37%), Güney Afrika (33%), Angola (30%), Güney Kore (25%), Rusya (22%), Türkiye (22%), Lübnan (21%), Ukrayna (17%), Fildişi Kıyısı (15%), Vietnam (13%), Ürdün (12%), Özbekistan (10%), Pakistan (9%), Hindistan (7%), Bangladeş (7%), Endonezya (5%), Gana (4%), Nijerya (4%), Uganda (4%), Mali (3%), Senegal (2%) ve Kenya (1%).
 
Düzyürek’in verdiği bilgilere göre Türkiye, bu dağılımda 45 ülke arasında yüzde 22’lik bir oran ile yer alırken, 2007’de toplumda eşcinsellerin ve eşcinselliğin kabul görmesi gerektiğine dair görüşte 8 puanlık bir düşüşün yaşandığı altı ülkeden biri. Bolivya ve G. Afrika’nın ardından en dramatik düşüş gösteren üçüncü ülke.
 
Aradan geçen dört yıl boyunca yaşanan değişim, 2007 PEW global tutumlar araştırmasında net bir şekilde görülüyor: İsveç (%86), Fransa (%83), Çek Cumh. (%83), İspanya (%82), Almanya (%81), Arjantin (%72), İngiltere (%71), Kanada (%70), Slovakya (%66), Brezilya (%65), İtalya (%65), Şili (%64), Meksika (%60), Peru (%51), ABD (%49), Japonya (%49), Venezuela (%47), Polonya (%45), Bolivya (%44), Bulgaristan (%39), İsrail (%38), Gün. Afrika (%28), Rusya (%20), Ukrayna (%19), Lübnan (%18), Güney Kore (%18), Çin (%17), Türkiye (%14), Fil Dişi K. (%11), Hindistan (%10), Filistin (%9), Malezya (%8), Kuveyt (%6), Ürdün (%6), Gana (%4), Bangladeş (%4), Tanzanya (%3), Kenya (%3), Senegal (%3), Uganda (%3), Endonezya (%3), Etiyopya (%2) ve Mısır (%1).
 
Sosyal ve Kültürel Antropolojik Boyutlar
 
Sinan Düzyürek, değişik tarihi dönemlerde hemcins ilişkilerinin sosyal olarak şekillendirilişinde çoğu zaman biri öbürüne baskın üç ayrı formattan da söz etti: Eşitlikçi, Cinsiyetle Yapılandırılmış (Gender Structured) ve Yaş Farkıyla Yapılandırılmış ilişkiler (kültürel antropolog Stephen O. Murray’e göre).
 
“Eşitlikçi eşcinsel ilişkiler: Tarafların dikotomize cinsiyet veya cinsiyet rolü üstlenmesini içermeyen ve iki bireyin arasında stereotip yaş farkı da gerektirmeyen hemcins beraberlikleri. Bugün tüm kurum ve kurallarıyla demokratikleşmeye erişmiş ve laik hukuk sistemleri olan gelişmiş ülkelerdeki başat veya standart format.
 
Cinsiyetle yapılandırılmış (cinsiyetle dikotomize edilmiş veya heteroseksüelleştirilmiş) eşcinsellik: Burada sosyokültürel güçler, eşcinsel ve biseksüelleri, sekste yöneldikleri kişilerin biyolojik cinsiyetlerine değil, kendi oynadıkları cinsiyet rolüne göre iki kampa böler. Bu sistemde heteroseksüel erkekler de erkek cinsiyet kutbuna göre davranan eşcinsel ve biseksüel erkeklerle harmanlaşıp sosyalleşebilir ve zaman zaman onlar gibi virtüel olarak kadın kategorisine dâhil kabul edilen geylerle rahatça seks yapabilirler. Feminen lezbiyenler de heteroseksüel kadınlarla harmanlaşır ve dışarıdan farklı görünmeyen heteroseksüel evlilikler yaparlar. Bu sistemde esasen çağdaş anlamda bir cinsel yönelim kavramı yoktur; zira kişiler cinsel ilişkilerde penetre eden ve edilen şeklindeki dikotomizasyona ve buna göre kendilerinden beklenen cinsiyet davranışlarına göre kategorize olurlar ve edilirler. Bu sayede, cinsiyetler arasındaki güç dinamikleri ve heteroseksist ideoloji korunmuş olur. Bu sistem pre-demokratik ve yarı-demokratik toplum yapılarında, ataerkil ve/veya feodal özelliği belirgin kültürlerde görülür. Tarihsel olarak çekirdek cinsel yönelimi eşcinsel ve biseksüel kişilerin bu tarzdaki asimilasyonunu daha çok Akdeniz Havzası, Orta Doğu ve bazı Uzak ve Güney Asya Kültürleriyle Amerikan yerlilerinde görürüz (Çekirdek cinsel yönelim: kişinin içten içe yaşadığı çekilmeye, davranışa dayalı bir tarif).
 
Kuşaklararası (Efebofilik) Hemcins Beraberlikleri: Yaş farkına dayalı (intergenerational) eşcinsel ilişkilerde, cinsel eylem partnerleri bakımından katı ve asimetrik bir rol dağılımı vardır. Cinsiyet rolü davranışlarının niteliğine bağlı olmadan sekste heteroseksüel erkek rolünü oynayan kadın veya erkek partner yaşça diğerinden (en az) bir kuşak aşacak kadar büyüktür ve statü, para, söz sahipliği, bilgi ve tecrübe olarak daha üstündür. Örnekler: Klasik Yunandaki ergen oğlancılık, Antik Japonya’da tecrübeli olanlarla nişanlanan çömez samuraylar, Güney Çin’de olgun erkekleri ergen oğlanlarla birbirine bağlama törenleri ve Orta Asya ve Orta Doğu’da görülmüş/görülen benzer pratikler (Bu çoğunlukla heteroseksüel bir kurum: Oğlanları kendi hazzı ve eğlencesi için elinin altında bulundurabilmek heteroseksüel erkekler için bir statü sembolüydü. Partnerlerin ikisinin de eşcinsel veya biseksüel olduğu durumlar azınlıktaydı ve oğlan yetişkinliğe erince ilişki kurumsal olmaktan çıkar ve dolaba girerdi. Lesbos’lu kadın şair Sappho’nun betimlediği ilişkilerde de benzer öğeler vardır)”.
 
Bu bilgilerden sonra Sinan Düzyürek, ayrımcılık ve homofobiyi aşmanın mümkün olduğunu ve tarihin bu noktasında insanlığın kendisini daha iyi anlamasının, çoğulcu demokrasi ve sivil özgürleşme sürecinde ilerleyişini de temsil ettiğine dikkat çekti. Türkiye’de çok olumsuz vakalar yaşansa da bu alanda olumlu taraflar da olduğunu, en azından yasal olarak eşcinselliğin suç teşkil etmediğini dillendirdi. Hindistan’da daha birkaç ay önce suç olmaktan çıkarılan eşcinselliğin Osmanlı’da da hiçbir zaman suç olmadığını, yani cezalandırıcı yasalar olmadığını ifade eden Düzyürek, bu açıdan Türkiye’nin birçok ülkenin önünde olduğunu, Müslüman ülkeler arasında demokrasiye en yakın olan ülke olduğunu ve bu toplumun, özgürlüğün gelişmesi ile birlikte uzun süre geriden gelemeyeceğini belirtti.