Yaşam

Allah Bu Kadar Kötü Olabilir mi?

Cuma, 4 Mayıs 2012
Haber: Kaos GL

Meydana 1 Mayıs’ta “Mülk Allah’ındır” ayetiyle çıkan antikapitalist gençlere göre “Bu kokuşmuş yerin Müslümanlık’la alakası yok.” Gençler zulme karşı eşcinselin de yanındalar...

Antikapitalist Müslüman Gençler, 1 Mayıs’ın en çok ilgi çeken, kimilerine en çok heyecan veren gruplarından biriydi. İş “kaza”larında ölen işçiler için Fatih Camii’nde kıldıkları gıyabi cenaze namazının ardından Taksim’de eşitlik, adalet, özgürlük için yürüyenlerin arasına karıştılar. İslamcı yazar İhsan Eliaçık’ın etrafında toplanan, daha önce lüks iftarlara karşı yoksul sofralarında buluşan, “Bir kişi üşüyorsa hepimiz üşüyoruz” diye evsizlerle beraber sokaklarda sabahlayan bu gençler böyle bir oluşuma gitmeye yalnızca 3-4 hafta önce karar vermişler. “1915, soykırım mı?”, “Kürtler devlet isterse desteklemeli mi?” sorularına, üzerinde anlaşılmış yanıtları yok. Ama net oldukları bir şey var; Alevi, Kürt, eşcinsel, kime yapılırsa yapılsın, zulmün karşında, mağdurun yanındalar. Ama asıl meseleleri sınıf ve sınır; “Sınıfsız ve sınırsız bir dünya istiyoruz” diyorlar. Özellikle belirtmemizi istediler, belirtelim: “Liberaller soykırım, eşcinsellik gibi konularda bize “ilericilik testi” yapıyor, bu arada ‘sınıf’ konusunda asıl sözümüzü atlıyorlar.” Onların da liberallere sormak istedikleri var ama biz şimdi kendi sorularımıza geçelim.

Fatih’ten Taksim’e 1 Mayıs’ta yürürken vermek istediğiniz mesaj neydi?

Zeynep Duygu:
 “Adalet, eşitlik” diyoruz, “özgürlük” diyoruz, “Allah” diyoruz ama bunların hepsi dilde kalıyor. Muhafazakâr camia bunun üzerinden değil de daha çok ritüeller üzerinden gitti şimdiye kadar. Kuran ikiye bölünmüş gibi oldu. Sadece ritüeller üzerinden gidince koca bir Kur’an-ı Kerim ritüel olarak kaldı. Ama Kuran infak etmekten insanlara nasıl yaklaşacağınıza kadar her şeyden bahseder, haktan, hukuktan bahseder. Biz de dedik ki; bu ritüel kısmı biraz afyonlaştırılmaya başladı. Dinin, vicdan sesi olan kısmını haykıralım. Hem muhafazakâr camia farkında olsun hem de ötekileştirdiğimiz dünya, yani solcular farkında olsun. Adalet özgürlük gibi kavramlar tekelleştirildi, artık bunları da yıkalım.

 
Alana geldiğinizde neler hissettiniz?

Muhammed Nur Denek: 
Ben şahsen “Allah, ekmek, özgürlük” diye bağırırken gözümden yaş geldi. Diğer sloganları çok önemsemiyorum. Benim siyasi argümanlarım nispeten faklı, ama onları duymadım bile, ben o an “Allah, ekmek, özgürlük” sözleriyle uçup gidiyordum. Ve inanıyorum ki oradaki arkadaşların uzlaştığı nokta, kapitalizm karşıtlığı, yani o lanet olası iğrenç şeyden uzaklaşmak.
 
Kapitalizm yerine önerdiğiniz şey nedir?

Sedat Doğan: 
Bizim temel sloganlarımızdan biri “Mülk Allah’ındır.” Bugün hangi Müslüman’a gitseniz, kapitalizm içinde çok iyi yere gelmiş olan bile bu ayete kendince iman ettiğini söyleyebilir. Ama biz bunu Peygamber dönemi uygulamaları ve diğer ayetlerle birleştirdiğimizde farklı bir mantık çıkıyor. “İnsana emeğinden başkası yoktur” ayeti var. Fusulet 10. ayette “Sizlere dağlar yarattık, oraları bereketlendirdik, isteyen ihtiyacı kadar eşitçe paylaşsın” deniyor. Bunları topladığımızda biz kapitalizmin üretim ilişkilerini kökten reddediyoruz, İslam’da sermaye sınıfının olmadığını ve sermaye sınıfının olan her şeyin Allah’a ait olduğunu ve insanların o mülk içinde ortaklaşıcı, eşit biçimde kârdan, artı değerden faydalanmasını talep ediyoruz. Korteji harekete geçiren ana söylem bu söylemdir.
 
Sizin iktidardaki Müslümanlara eleştiriniz nedir?

Halil Gurbetoğlu:
 Biz Ak Parti karşıtı değiliz, siyasetler üstüyüz ve şu mesajı gönderiyoruz: Kardeşim bu rant hırsı nedir, ihalelerdeki yolsuzluklar nedir? Yahut sizin halktan kendinizi koparmanız sizin yetiştiğiniz muhafazakâr camianın beklemediği şeylerdi. Muhafazakâr dindarlar böyle olmamalıydı. Sen ki yedi dirhemini bile infak etmeden vefat etmeyen bir peygamberin ümmetisin. “Dicle’nin kenarında bir koyunu kurt kaparsa ilahi adalet gelir de Ömer’den sorar hesabını.” Her grup toplantısında Hz. Ömer’in bu sözlerini söylemek erdem değildir. Uygulamak erdemdir.
 
AKP’nin hep bir mağduriyet söylemi vardı. Şimdi siz onlar içinde zalimler olduğunu mu söylüyorsunuz?

Kadir Balkanlıoğlu: 
Doğru, bu ülkede Müslümanlar aşağılandı, “Kamusal alandan Rabbinizi kovduk, gidin camide takılın” dendi. Şimdi bunun mağdurları kamusal alana çıktı ve bu sefer kızları başörtüleriyle asgari ücretin altında çalıştırmaya başladılar. Bugün yetiştirme yurtlarına verilen çocukların birçoğu muhafazakâr kesimin ikinci, üçüncü eş mevzularından ortaya çıkan çocuklar. Dünkü adamın metresi vardı, bugünkünün ikinci karısı var. Bunlar, karşı çıktıkları zalimlerin şehvetleriyle aynı şehvetlere sahipler.
 
Hiç mi farkları yok?

Kadir: 
Bunlar, dün namaz kılmalarına izin vermeyen patronların işyerlerini ele geçirince, artık namaz kılan köleler isterler. Cuma günü de patron ayrı, işçiler ayrı camiye gider. Ben bunu bizzat yaşadım. Sonra adam önüne Zaman gazetesi, Vakit gazetesi açar, “A bak kâfirler yine cami yapımına karşı çıkmışlar”. Peki sen yaptığın camiyle ne yaptın? Biz evsizlerle irtibat halindeyiz. Madem Müslüman ülkedeyiz, madem camiler Allah’ın, camide uyuyalım diye gittiğimiz zaman güvenlik görevlisi geliyor, “Yatmak yassak kardeşim” diyor. Sonuçta bu şehrin garibanları, muhafazakâr iktidarın şov yapa yapa şehri donatmış olduğu camilerde yatamıyor. Biz de diyoruz ki “Garibanların yatamadığı camiler bizim değildir. Oradaki camiyle buradaki plaza aynı şeydir. O, hangi nedenle bu kadar yukarı doğru uzanıyorsa, hangi şehvet ve zihniyet ürünüyse, bu caminin minaresi de yukarı doğru aynı şeyle uzanıyor.”
 
Gerçekten patronlarla işçiler ayrı camilere mi gidiyor?

Sefa Özdemir:
 İşyeri sahipleri Cuma günü daha çok huşu alabilecekleri Sultanahmet’e, Beyazıt’a, Eyüp’e giderken konfeksiyon işçisi, 15-20 dakika ara var, yemeği de sıkıştıracak, en yakındaki camiye gitmeye mecbur.
 
Mustafa: Eski MÜSİAD başkanı Erol Yarar “Çok mutlu oluyorum artık camilere gittiğimde hep markalı ayakkabılar var” demişti. Asgari ücretle çalışan, markalı ayakkabı alamayacağına göre gittiği caminin ayrı bir sınıfı var.
 
Sefa: Biz Müslüman’ın zalim olabileceğini tarihten biliyoruz. Bugün de bundan gayrı değil. İslam adı altında 1400 yıllık Emevi İslamı etkisinde bir algı var ve bu algı gayet devletten yana; insandan yana değil, resmi elbiseyle sivil elbise yan yana geldiği vakit resmi elbiseden yana. Biz bu çöplüğün içerisinde kanal açmaya çalışıyoruz. Buradan geçenlere şimdi “sol İslam” diyorlar, yarın “anarşist İslamcılar” olabilir, ekolojist yahut feminist gözükebilir. Bu çöplük yanlış, bu kokuşan yerin Müslüman’ın inandığı yerle alakası yok. Burada insaniyete aykırı bir durum var. Bir işçi öldüğü zaman kader, ama kurallara göre araba kazasında ya da cemaat için bir iş yaparken ölse şehit. Bu kadar aşağılayıcı şey olur mu.
 
“Kürtlerin talepleri taleplerimizdir” diye slogan attınız 1 Mayıs’ta. Bir devlet kurmak isteseler ne olacak?

Sefa: 
Gayet basit, onlara sorulur. Nasıl Yahudiler’e de Aleviler’e de kendi kararlarını kendilerine bırakacaksak burada da bu böyledir. “Cemevi ibadethane sayılsın mı, sayılmasın mı?” Devlet buna ne karışır? Bu ülkede Kürt hakkında da Kürt haricinde herkes konuşuyor, yıllarca zulmettiğin insana “Dilini yasakladım, köyünü boşalttım, göçe zorladım, ucuz işçi olarak çalıştırdım. Geleceğin hakkında da ben karar veririm” diyebilir misin?
 
Tüm mazlumların yanındayız diyorsunuz. Eşcinsellerle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Sefa: 
Bir eşcinsele zulüm uygulandığında haklarını savunmak boynumuzun borcudur. Bir kişi eşcinsel diye yaşama hakkı yok mu, dışarıda dolaşma hakkı yok mu, rahat giyinme hakkı yok mu? İslam’da Lut kavminde eşcinsellerin taşlandığına inanılır ama asıl taşlananlar Lut kavminin azgınlarıdır. Biz birisine taş atacaksak travestiye değil, onları zinaya, fuhuşa teşvik edeni taşlamalıyız. İstanbul’da 5 bin trans varsa bunların 250 bin müşterisi var. Bir trans bulaşıkçıda, şurada burada işe girdiğinde ilk karşılaştığı şey tacizdir. Asıl ahlaksızlık, bir eşcinseli evlenip tiksindiği bir hayat yaşamaya mecbur etmektir.
 
1915 Ermeni olayları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kadir:
 Her türlü haksızlığın karşısında olduğumuz gibi tabii ki Ermenilere yapılan zulmün de karşısındayız.
 
Allah bu kadar kötü olabilir mi

Nasıl bu gruba dahil oldunuz?

Mustafa Vatansever:
 Dört yıl oldu. Öncesinde de İslami camiadaydım. Bir dönem geldi. Allah’a inanmakla ilgili tereddütlerim başladı. Soğuktan ölen biri vardı, arkadaşlar şunu söyledi: “Ne kadar güzel, şehit oldu.” Benim beynimde depremler oldu. “Allah diledi, o da donarak öldü” diyorlar. Ben de şunu sorgulamaya başladım: “Allah bu kadar kötü olabilir mi?” Önceki düşüncelerimde Allah neydi, çiçekti böcekti, çok ele avuca gelmeyen şeyler... Sonra İhsan Hoca’yla (Eliaçık) Sedat’la (Doğan) tanıştım. Başka bir şey, vicdana dokunan şeyler söylüyorlardı. “Ne güzel şehit olmuş” demiyorlar, bir mağduriyetin giderilmesinin peşinde koşuyorlardı. Perdeler kalkmaya başladı önümden.
 
TUĞBA TEKEREK -Taraf