İnsan Hakları / Nefret Suçları

“Kürt Eşcinsel Olamaz! Olursa da Ölür Toprak Olur!”

Perşembe, 30 Ağustos 2012
Haber: Kaos GL
Diyarbakır’da 17 yaşındaki gencin (R. A.) Temmuz ayında babası ve amcası tarafından öldürülmesinin nefret cinayeti olduğu ortaya çıktı.
 
FemînKurd.Net’in haberine göre R.A. eşcinsel olduğu halde yerel medya konu üzerinde hakkıyla durmazken anaakım medya da olayı adli bir vaka olarak yansıtarak cinayetin perde arkasını görmezden geldi.
 
Öldürülmesi basında “adli bir cinayet” haberi olarak geçen gencin eşcinsel olduğunu ailesi biliyordu. FemînKurd.Net’e iletilen bilgilere göre, R. A.’nın eşcinsel olduğunu öğrenen ailenin erkekleri, 17 yaşındaki genci eşcinsel kimliği nedeniyle nefret saikiyle öldürmüşlerdi.
 
R. A. cinayetinin gerçek nedeninin örtbas edilmeye çalışıldığını yazan sitenin haber kaynaklarından aldığı bilgiye göre tanıklar, tanıklıktan çekilmeye zorlanıyor:
 
“Zaten ağır aksak ilerleyen yargılama süreci, tanıklar üzerinde baskı oluşturularak yönlendirilmeye çalışılması, adli makamlarca olayın gerçek nedeninin irdelenmemesi R. A.’nın katillerinin hak ettikleri cezalarla cezalandırılmayacağı endişesi doğuruyor.”
 
“Anne anlattı ama gencin eşcinsel olmasından dolayı cinayet konuşulmadı”
 
R.A. cinayeti ile ilgili FemînKurd.Net’e gönderilen Wénda Munzur imzalı “R.A. veya Kürdistan’da Eşcinsel Olmak” başlıklı mektupta anlatılan olayın gelişmeleri şu şekilde oldu:
 
“Amed /Metropol ilçesinde 17 yaşındaki R. A. babası ve amcası tarafından sıkılan 14 kurşunla eşcinsel töre cinayetine, nefrete kurban gitti...”
 
“Aile içinde zorluklar çeken ve sıkıntılarla karşı karşıya kalan R. A. evden kaçarak yakın arkadaşının evine sığındı. Annesi tarafından babasına, R. A.’nın eşcinsel olduğunun söylenmesi üzerine amcası tarafından bulunan R. A. zorla arabaya bindirilerek kaçırıldı. Amcası ile bir süre tartışan R. A. amcasının şiddetine maruz kaldı. Babası da bulundukları yere gelince çektiği silahı ile R. A.’nın bedenine 14 kurşun yağdırarak ölümüne neden oldu.”
 
“R. A. öldürüldükten sonra yol kenarına atıldı. Çok geçmeden Annesi polise giderek yaşanılan bütün olayları anlatmasıyla katil amcası ve babası yakalandı. Fakat Amed yerel basını ve ulusal basın bu olay üzerinde gerektiği gibi durmadı. Öldürülen gencin eşcinsel olmasından dolayı çok konuşulmadı.”
 
“Farklı olanlarla yan yana yaşamak demokrasinin gereği değil midir?”
 
Mektubunda “demokratik bir hayatta birlikte yaşama zorunluluğu”na dikkat çeken Wénda Munzur olayı aktardıktan sonra şu ifadeleri dile getirdi:
 
“Eşcinsellikten tiksinen ve tasvip etmeyen kesimler, etnik köken, din, ırk ve cinsiyet kimliklerimiz yönünden farklı olduğumuzu algılayarak, demokratik bir hayatta birlikte yaşama zorunluluğumuza ne anlam vermektedir? Farklı olanlarla yan yana yaşamak demokrasinin gereği değil midir?”
 
“İnsanın doğaya yabancılaştığı, insanın insanı sömürdüğü bu dünya adaletsiz bir yer.
Eğer kendi cinsinize ilgi duyuyorsanız ya da toplumsal olarak size yüklenen cinsel kimliğin dışında yönelimlere sahipseniz adaletsizlik ikiye katlanıyor. Geyler, lezbiyenler, biseksüeller, transseksüeller için bu dünya yaşanmaz bir yer.”
 
“Eşcinsellere karşı nefreti egemen güçler ve onların iktidarları körüklediler”
 
“Tarih boyunca eşcinsellik var oldu. Sadece insan toplumları değil, doğada da eşcinsellik hep vardı. Ancak tarihin egemenlerin işine geldiği bir anında tüm insanlar heteroseksüel olmaya, olmayanlar ise dışlanmaya, horlanmaya, hakarete uğramaya, toplumdan tecrit edilmeye, aç bırakılmaya ve daha da vahimi öldürülmeye başlandı.”
 
“Toplumdaki hâkim fikirleri egemenler belirledi. Tarih boyunca eşcinsellere karşı nefreti bu egemen güçler ve onların iktidarları körüklediler. Şiddet ve ayrımcılık çoğu kez sistematik bir biçimde egemenlerin devleti eliyle uygulandı. ’Normal’ ya da ’anormal’ olanın ne olduğuna onlar karar verdi.”
 
“Uzun yıllar boyunca egemen sınıflara hizmet eden üniversite kürsüleri eşcinselliği “sapkınlık” olarak gösterdi. Bu çevrelerce eşcinselliğin, heteroseksüellik kadar normal olarak kabul edilmesi 70’li yılların başlarında oldu. Modern tıp ve psikiyatri eşcinselliğin bir varoluş biçimi olduğunu bugün kabul ediyor. Ancak egemen sınıf tarafından bu gerçek hâlâ reddediliyor, görmezden geliniyor, yok sayılıyor.”
 
“Devlet hiç görevi değilken, cinselliği düzenliyor. Kurallar koyuyor. Onlara göre önemli olan paranın kendi egemenlikleri alanında toplanması, sömürülecek yeni işçi kuşakların engelsizce yaratılması. Bu yüzden cinsellik doğurganlıkla özdeşleştiriliyor ve kadınların ezilmesi demek olan aile kurumu “meşru cinsellik” ve ”makbul soy” için ayakta tutuluyor.
 
Devlet, kapitalist toplumun devamı için aslında insana ait özel alan olması gereken cinselliğe bu yüzden itinayla müdahale ediyor.”
 
“Tarihte eşcinselliğin ve genel olarak cinselliğin özgürce yaşandığı uzun dönemler olmasına rağmen son 400 yıldır eşcinseller üzerindeki baskı ve şiddet katmerleşerek arttı.”
 
“Kürt eşcinsel olamaz... Olursa da ölür toprak olur.”  
 
“Türkiye ve Kürdistan’da tarih boyunca Aleviler, Kürtler ezildi, zulm gördü, soykırıma uğradı... Oysa eşcinseller bu ezilen kesimlerin içinde, ait oldukları toplumca da ezildi, horlandı, ölümlere reva görüldü. Genel algı şu oldu hep: Alevi eşcinsel olamaz. Dindar ailenin evladı eşcinsel olamaz. Kürt eşcinsel olamaz... Olursa da ölür toprak olur.”