Eğitim / Queer Çalışmaları

Queer Bedenlerimize ve Mekânlara Nasıl Yansıyor?

Pazartesi, 06 Mayıs 2013
Queer Çalışmaları dersinde geçen hafta Kent, Mekân ve Queer kavramları Begüm Başdaş ve Osmangazi Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden Levent Şentürk ile tartışıldı.
 
Mimarlık alanında Queer teorinin çok fazla ele alınmadığını dile getiren Şentürk, mimarlılığın eril bir meslek olduğunu ve kendisinin de bu erilliği hep olumsuz yorumladığını söyledi. Mimarlığın bina üretmek olmadığını dile getiren Şentürk, aykırı olan ve queer üzerine düşünmeye başladığımızda kentin queer potansiyelini de görmenin mümkün olabileceğini dile getirdi. Kendi dönemi içinde, mimari açısından genel geçerin dışına çıkabilen yapıların queer okumasının yapılabileceğini söyleyen Şentürk, zaman içinde de binaların kullanım alanlarındaki dönüşümleri de queer bir müdahale olarak görmenin mümkün olduğunu söyledi.
 
Kültürel coğrafyacı Begüm Başdaş ise, coğrafya ve beden ilişkisi, kamusal alan-özel alan, queer olasılıklar üzerine bir tartışma yürüttü:
 
Queer Bizim Bedenlerimize ve Mekânlara Nasıl Yansıyor?”
Türkiye’de queer dediğimiz zaman, 2000’lerin başında gündemimize girmiş bir kavram ve fillden bahsediyoruz. Benim en büyük dertlerimden biri “queer” dediği zaman bunun Türkiye’de neye tekabül ediyor sorusu? Bir sürü teorisyen okuyoruz ama Türkiye’de bizim yaşadığımız bedenlere ve mekânlara nasıl yansıyor’u dert ediyorum. Benim Queer’den anladığım, queer bir kimlik değil, queer bir kimliktir demek oksimoran olur. Ben daha çok queer’i bir alet edavat olarak görüyorum. Bir fill ve pratik olarak tanımlama ihtiyacı içindeyim. Kimlik ya da kimliksizleşme olarak değil, kimliklerin oynaşması olarak görmek mümkün. Normatif karşıtı, ontolojik gibi kavramlar gündelik hayatımıza uzak kavramlar. Ben queer’i daha gündelik hayatımız üzerinden algılamaya ve yorumlamaya çalışıyorum. Queer’i gündelik hayatımızda bedenlerimizde, sevişme hallerimizde nasıl algılıyoruz ve ne anlıyoruz’u tartışmaya çalışıyorum.
 
Queer Nedir’i Sorgulamıyoruz
Queer’den bizim anladığımız “yarattığı çatlaklar”, “nefes alma alanları ve olasıklıklar nelerdir?”; ama “queer nedir’i” sorgulamıyoruz. Bir yandan anti-normatif dediğimizde ise queer bütün normatif değerlerlere eleştirel bakar diyoruz. Daha çok heteroseksizmin eleştirisi olarak kabul edilse bile, feminist hareketin temel eleştirilerden biri post-yapısalcı bir yapı ile politik olmayı engelleyen bir yapı gibi algılanabiliyor. Queer sosyal politik hareketler açısından eleştiriliyor. Benim algıladığım queer sadece cinsellik üzerinden algılamak değil, bütün yapıları eleştiren ve ondan sonra da ne olacağının haberini vermeyen ve o riske açık olma hali diyebiliriz.
 
İdealdeki tahayyül, anti-hiyerarşik ve anti-normatif düzene dönüştürmek, ama bu çok kolay değil, tahayyül ettiği şey tahakkümü kırmak.
 
Queer Performansları Çeviri Olarak Görmek Mümkün
Ben queer’i açıklama halini çeviride arayabiliyorum. Cinselliğin coğrafyası üzerinden ortaya koymaya çalışacağım. Queer performansların kendilerini var etmeleri ve var olma süreçlerini de birer çeviri olarak görebiliriz. Çeviride kaybolanı konuşamamak, o sıkıntıyı bir kenara atarım. Ne gibi olasılıklara yol açıyor ve neleri var ediyor diye konuşalım istiyorum.
 
Queer Seyahat Halinde Bir Teori
Queer’i feminizm gibi bir etik algısı ve metodoloji olan bir teori olarak ele alacağım. Coğrafya çok interdisipliner bir alan. Biz kent coğrafyacıları da feminist, kültürel, kent, kadın gibi alt dallara ayrışıyoruz. Ben cografyadan ne anladığımı ve temel bazı kavramları anlatmak istiyorum.
 
Eleştirilen Şey Bilginin Nasıl Üretildiğidir 
Space/uzam, space/yer-mekân ve mekânsallıktan bahsediyor olacağım. Burayı sınıf yapan hem sınıfın materyalidir, bir de ayrıca bunu yapılandıran sosyal ilişkilenme biçimi vardır ve buradaki iktidar ilişkisi vardır. Buradaki iktidar ilişkisini, hiyerarşiyi kırma yöntemleri deneyebiliriz.  Mekânsallık dediğimiz de benim anladığım şey, hem fiziksel materyal yapısı, hem de bunun üzerine kurulan sosyal ilişkiler bağı.
 
Coğrafya da antropoloji gibi bir sömürge tarihidir. Dünyaya hâkim olma disiplinidir. Coğrafya, eril ve erkek bir disiplindir. Toplumsal cinsiyet tartışmaları, coğrafyanın gündemine çok yakın bir tarihinde gündemine girmiştir. 90’lı yılların başına kadar “göğsünden kıllar fışkıran erkek bir bilim” olarak tarifleniyor. Ben de bir coğrafyacı olarak, bilgiyi nerden ve nasıl ürettiğimizi dert etmeye çalışıyorum. Feminizm ve queer’in mekânı eleştirirken ortaya attığı şey, bilginin nasıl üretildiğidir.  
 
Queer ve mekânsallığı düşünürken, nereden nasıl, hangi pratiklerden ve bu pratikleri nasıl algıladığımız üzerine tartışmak istiyorum. Feminizm coğrafyanın erilliğini eleştirirken bunu söylüyordu. Lezbiyen bir coğrafyacı 1993’te lezbiyen olduğunu ilk kez söylediğinde bu tartışılmak için ciddiye alınmadı.
 
Beden ve Akıl Ayrıştırmasını Yıkmakla Başlıyor Queer
Beden ve akıl ayrıştırmasını yıkmakla başlıyor queer. Akıl, erkekliğe ve kamusal alana ve bedenin bütün zaaflarından arınmış bir alana tekabül ediyor. Beden ise, kontrol edilemeyen, özel alanla ilişkilendiriliyor. Bu ikilik bir şekilde kurgulanıyor ve bütün yaşam alanlarımıza yansıyor. Queer hiçbir şekilde bu ikiliklerin yeniden kurgulanmaması çabasıdır. Feminist coğrafya, mekânı ele aldığında ilk el attığı yer, beden ve akıl arasındaki ikiliği yıkmak istiyor. Kamusal alan ve özel alan ayrıştırmasının birbirinin içine girdiği bir durum. AKP, ailenin nasıl yürütülmesi gerektiğine dair bir politika üretiyor, bu da özel alanının kamusallaştırılması ve özel alana ilişkin kamusal politika oluşturulması neden oluyor.
 
Bir Mekân Olarak Beden
Kamusal tuvaletlerde seksten bahsediyorsan, kamusal alan ve özel alan birbirilerinden ayrıştırılmadığı bir alan tarifi yapıyorsun.  Bedenin de mekân olarak algılanabileceğini, bu beden bireyselcilikten bahsetsek de sosyal yapıdan ayrı değil. Beden, çişimizi yaptığımızda, regl olduğumuzda taşan bir beden yani durağan ve sınırları belirli olan bir mekân değil. Benim için bedenden başlamak ve bedeni bir mekân olarak algılamak en önemli bir tartışmalardan biri.
 
Bütün bedensel duyularımızla algılıyoruz. Bedenlerimiz cinselliğimizden, cinselliğimiz de politikalardan ayrışamaz. Bir de beden ve iğrenme, nefret etme duygularından baktığımızda, “korku köşeleri” bedenin dışına atılan sıvılarla atılır. Trans bedenin nasıl kurgulandığına baktığımızda, mekânın dışlanan yerlerine baktığımızda dışlanmış, yok sayılmış normal bedenin, o bedenin kötüsü, dış, o mekâna ait olmama halinin ve başka alanlara kitlenmeme halinin zihin açıcı tartışmalar getirdiğini düşünüyorum. Ait olunan ve marjinal olan ikiliğinin tartışılmasını sağlıyor.
 
Queer’in Müdahalesi: “Hepimiz Aynı Olacağız”
Dışlanma coğrafyaları, kimin nereye ait olduğunun belirlenmesi ve normatif alan ve normatif alan dışında olanın tanımlanması, ikilik kurgusunun dışında tarifleniyor. Ben ve benden olmayan üzerinden ikiliği tanımlamaya başlıyoruz. Queer de bu söyleme ters düşen bir şey. Hepimiz aynı olacağız, queer burada müdahale ediyor.
 
Kent ve mekânsallık konusunda bir diğer konu ise “gey gettolar”. Gey gettolarının erkek egemenliği, eşcinsel ve biseksüel kadınlara gettolarda ekonomik sıkıntılardan dolayı mekânların yaratılamamış olması kadınların coğrafyasının daha karmaşık ve görünür olmadığını ortaya çıkarıyor.
 
Kent alanı heteronormatif bir alandır diye genel geçer olarak bunu ifade edebiliriz. Heteroseksüel ilişkilerin kurumsallaşması ve eşcinselliğin kurulamıyor olmasından bahsedilmiyor. Çok normatif heteroseksüel ilişkiyi görüyoruz. Heteroseksüelliği de mono bir kavram olarak görmemek gerekir. Etnisite, yaş, ırk farklılığının başka normativiteler olarak kent alanına girdiğini söylemek mümkün.
 
Queer, Yoldaşlıktan Çıkar
Kent alanının tümünün queer’leşmesi olasılıklarını nasıl tartışacağız_ Kentin tamamının değişebileceğini düşünüyorum. Normativitelerin değişebileceğini görüyorum.
 

Queer, olasılıklara yol vermekten ve yoldaşlıktan çıkar. Sürekli devinim içinde olan ve mütemadiyen dönüşüme açık bir alandır.