Gökkuşağı Forumu

Bunun adı aşk değil: Flört şiddetinin farkında olun

Perşembe, 9 Şubat 2017

Son zamanlarda toplumsal cinsiyet, ataerki ve kadına yönelik şiddetin türleri konusunda bilinçlendirme platformlarının sıkça bahsettiği bir konu olan flört şiddeti konusunda farkındalık yaratmak niyetindeyim. Ataerki ve cinsiyet eşitsizliği toplumsal hayatın her alanında hatta cinsel yönelim veya cinsiyet kimliği fark etmeksizin karşımıza çıkıyor. Kadın-erkek ilişkilerinin eril ve heteronormatif yapısını, kadına ve erkeğe atfedilen etken-edilgen rolleri, kadın ve erkek tanımlarındaki dikotomileri ve eşitlikten uzak görev paylaşımlarını bazen heteronormativenin dışında kalan eşcinsel ilişkilenmelerde bile görmek mümkün. Çünkü kadına ve erkeğe toplumsal olarak atfedilen rolleri doğduğumuz andan itibaren öyle içselleştiriyoruz ki, bu rollerin söz konusu iki cinsiyetin varoluşsal özelliği, "öz"ü olduğuna neredeyse emin oluyoruz. İlişkilenmelerimizi de farkında olmadan bu dikotomik yapıya uygun kurguluyor ya da farkında olduğumuz halde bunda bir problem görmüyoruz. Sonuç olarak heteroseksüel sınırlar içinde olsun ya da olmasın, ilişkilenmelerimizde heteronormatif normların tümünü ya da izlerini bulabiliyoruz. Bu da en önemli toplumsal cinsiyet sorunlarından eril şiddetin tüm boyutlarının, kadınlar tarafından fark edilmesini zorlaştırıyor. Erkeğe atfedilen ve sistemin bize erkeğin özü olduğuna inandırdığı davranışlar ve rollerin yanında, yine öze bağlanan kadın davranışları ve rolleri de kadınların ilişki içinde hali hazırda yaşadığı şiddet boyutlarını görmelerini engelliyor, hatta bu şiddet türleri kadının kendisini değerli hissetmesine bile sebep oluyor. Şiddetin sadece fiziksel (ve kısmen cinsel) boyutunu şiddet olarak nitelendirebilen, duygusal, psikolojik, ekonomik, sosyal boyutlarını göremeyen kadınlar üretiyor ataerkil sistem. Son zamanlarda erkek şiddetinin tüm boyutlarını gözler önüne seren flört şiddetini açıklayanların sesine, tüm kadınlar kulak vermeli. Bu yüzden flört şiddeti tanımlamaları, sadece heteronormatif ilişkilenme içindeki kadınları değil, tüm kadınları ilgilendiriyor.

Şiddetin tüm boyutlarını ve dolayısıyla ilişki içindeyken uğranılan tüm şiddet biçimlerini görebilmek için öncelikle; erkeğe atfedilen koruyucu kollayıcı, sahip çıkan, geçindirici, duygusallıktan uzak, mantıklı, saldırgan (olması muhtemel) ve kadına atfedilen sevgiye ilgiye ve korunmaya muhtaç geçimini bir noktaya kadar sağlayabilen, duygusal, narin, sakin, alttan alan gibi özelliklerin varoluşlarının zorunluluğundan kaynaklanmadığını, cinsiyetler arasında yaratılan bu ayrımların tamamen mevcut ataerkil toplumsal yapının eşitsiz sınıflandırması olduğunu kavramak gerekir. Kadın ve erkek cinsiyetlendirmesi bile toplumsal yapının kimlik üretimleriyken, bu iki farklı kimliklen(dir)menin ne olduğu, ne olmadığı ya da ne olması gerektiğine dair hiçbir tanım ve sınırlama varoluşsal özelliği olarak tanımlanamaz.

Duygusal ilişkilenme içerisine giren çoğu kadın "acaba böyle yapsam sevgilim bana kızar mı" düşüncesine, korkusuna kapılıyor. Bu düşünce ve sevgilisini kaybetme, ilişkisine zarar gelmesi korkusuyla sıradan bir erkek arkadaşıyla görüşemiyor, konuşamıyor, mesajlaşamıyor, kız arkadaşlarıyla ya da yalnız dışarı çıkamıyor, en sevdiği eteği giyemiyor ya da "yalnız onun yanında" giyebiliyor. Çoğu zaman kendisini sevgilisine bir şeyleri açıklamaya çalışırken buluyor, ikna etmeye uğraşıyor, söylediklerini alttan alıyor. Onun istemediği çoğu şeyi yapmıyor, yapmak istediği şeyleri, kendi karakterini ve düşüncelerini dile getirdiğinde "ben değişmem, sen değişeceksin" söylemine maruz kalıyor ve isteklerinden ödün veriyor. Sevgilisinin karakteri, düşünceleri konusunda eleştiri yapamıyor ama çoğu zaman kendi yapıp etmeleri eleştiriliyor, bazen çok acımasızca, hakaretlerle ve aşağılamalarla. Hele ki erkeğin onurunu ve gurunu kırmak kadının ne haddine! Ama kadın, erkek arkadaşıyla girdiği tartışmaların çoğundan gururu kırılmış özgüveni zedelenmiş ve suçlu olmasa da onu yatıştırmak için erkek arkadaşına göre var olan kusurunu kabul etmek zorunda kalıyor.

Ve bu durumu kabul eden çoğu kadın bunlara, kendisinin onu çok sevmesinden ziyade, partnerinin onu çok sevdiğini, kıskançlık ve sahiplenme duygusuyla (şu erkekliğin sözde özü olan duygu) kapıldığı bir anlık öfke nöbeti olduğunu ve geçici olduğunu düşünmesi sebebiyle katlanıyor. Öyle de oluyor, ardından özür geliyor, erkek "sakinleşiyor" ve tartışma sona eriyor. Kadının erkeği kendi fikirlerine ikna etmesiyle değil, çoğu zaman tartışma erkek ne zaman sakinleşmeye karar verirse, ne zaman karşısındakinin üzüntüsü ve kıvranışlarından tatmin olursa, ne zaman istediğini yaptıracağını anlarsa bitiyor. Ve çoğu kadın, bu tartışmaların ve erkeğin eril öfke nöbetlerinin tekrarlanacağını bilmesine rağmen ilişkisine devam ediyor. Sevgilisinin ona değer verdiği için sahiplendiğini, dolayısıyla kıskandığını ve kısıtladığını düşünüyor. Tartışmada kırılan gururunu ve vazgeçmek zorunda kaldığı her şeyi böylece kabul ediyor çünkü o sevgilisinin gözünde değerli. Tam anlamıyla bir yanılsama olan bu düşünce kadının psikolojik bir flört şiddetine uğradığını anlamasını engelliyor.

Hakim toplumsal ataerkil sistemin, bu sistem içerisinde sosyalizasyon sürecine dahil olmuş her bireyin söz konusu cinsiyet rollerini içselleştirmesine ve gerekliliğini meşru görmesine sebebiyet vermesi eril şiddet biçimlerinin sadece karşı cinsel ilişkilenmelerde ortaya çıkmadığını gösteriyor. Heteronormativenin esaretinden kurtulmuş bireylerin de doğduğu andan itibaren toplumun her alanında görüp farkında olmadan içselleştirdiği bu asimetrik rol dağılımları, eşcinsel ilişkilenmelerin de olmazsa olmaz yapılarından biri haline gelebiliyor, bu rolleri tamamlayıcılık temelinde açıklıyor. Heteronormative, ataerkil toplumsal sistemin sadece bir koşulu. Bu koşulu sağlamayanların ilişkileri de bazen, asimetrik rol dağılımlarına sahne olabiliyor.

Bahsettiğim özelliklerin değişmez bir varoluşun temeli olarak algılanmasıyla fark edilmeyen ya da edilip sorgulanmayan ve bir döngü haline gelen şiddet biçimlerini görebilmemiz için, korumacı ataerkilliğin cinsiyetçiliğin bir başka boyutu olduğunu anlamamız için, Flört Şiddeti tanımlamalarını kendi yaşadıklarımızla karşılaştırmak gerekir.

Eğer;

Partnerinizin aralıklarla tekrarlanan ve özür dilemesiyle sonuçlanan kıskançlık, öfke nöbetlerini yatıştırmayı "erkeklerin agresif, sizin sakin ve naif karakterinizin gereği" olduğunu düşünüyorsanız,

Onun erkekliğinden/maskülenliğinden gelen değişmez ve katı kuralları olduğunu ve bu yüzden kendi kurallarınızdan feragat etmenin "ilişki yürütmek için gerekli bir durum" olduğuna inanıyorsanız,

Partnerinizin gittiğiniz yerlerin, görüştüğünüz kişilerin kısıtlamasını ya da engellemesini "size değil çevreye güvenmediği" şeklinde değerlendiriyorsanız,

Giydiğiniz şeylerin partnerinizin onayına sunmak zorunda olmanızı "sizi diğer herkesten kıskandığı ve dolayısıyla sevdiği için" olduğunu düşünüyorsanız,

Size istediği her an ulaşmak istemesini ve ulaşılamayınca öfkelenmesini "sizi merak ettiği ve düşündüğü için" olduğunu düşünüyorsanız,

Her tartışmada kendinden ödün vermenizin, uzun süre ikna etmeye çalışmanızın ve alttan almanızın "geçici öfke nöbetlerine katlanmak" olduğuna inanıyorsanız,

Özel eşyalarınızı gizlice karıştırmasını, telefonunuzu sürekli kontrol etmesini, sosyal medya hesaplarınızın şifresini alıp şüpheli bulduğu kişileri silmesini ya da o kişilere hakaret etmesini, "herkesin sevgilisi böyle davranıyor, normal" şeklinde yorumluyorsanız

Onu sizden başka kimsenin anlamadığını, sizden başka kimseyle olamayacağını ve sizin tamamen ona ait olduğunuzu söylediğinde "biricik ve tek olduğunuzu" hissediyorsanız,

Partnerinizin sizin çalışmanızı engellemesi, nerede çalışacağınıza karar vermesi ya da çalışmanızın gereksiz olduğunu ve kendi gücünün sizi geçindirmesine yeteceğini söylemesi, ev içindeki görevlerinizi yüceltmesi ve bu işlerle sınırlı kalmanız gerektiğine karar vermesi onun "yeterliliğine" duyduğunuz güveni pekiştiriyorsa,

Uğradığınız flört şiddetinin farkında değilsiniz, ve bir şiddet döngüsü içerisine girmişsiniz demektir. İlişkinizde şiddetin psikolojik, sosyal, dijital, ekonomik boyutlarını fark etmeli ve bu durumlarla sık sık karşılaşıyorsanız bakış açınızı değiştirmeli, kendinizi özgürleştirmelisiniz. İlişkilerde sık sık yaşanan bu durumlar aşkın gereği değil, erkeklik kadınlık özelliklerinin gerektirdiği durumlar değil, ataerkinin getirdiği rol beklentilerinin eşitsiz dağılımının yarattığı şiddet biçimleridir.

Özgür ve güvenli ilişkiler cinsel yönelim, cinsiyet kimliği fark etmeksizin içi eril toplumsal normlarla doldurulmuş kadınlık-erkeklik durumlarının ilişkilerin temeli olduğu varsayımını reddetmekle kurulur. Eril normların yeniden üretimini sağlayan, kısıtlamaya, kontrole ve tahakküme dayalı ilişki, sağlıklı ve güvenli bir ilişki değildir. Ataerkinin ürettiği cinsiyet rolleri, duygusal ilişkilenmelerinizde tamamlayıcılık unsuru değil, tahakküm unsurudur.

Tahakküm, şiddeti doğurur.

Şiddet varsa, sevgi yoktur.

https://www.morcati.org.tr/tr/8-mor-cati-kadin-siginagi-vakfi/8-flort-siddeti#fsn

http://www.morcati.org.tr/tr/8-mor-cati-kadin-siginagi-vakfi/2-siddet-dongusu