Gökkuşağı Forumu

Pul koleksiyoncusu

Pazartesi, 8 Mayıs 2017

I.  

Emile, bir insanın bakış açısı elbette seninle sınırlanamazdı fakat ben, Saint-Louis des Invalides Katedrali'nde sana bakarken müziğin bir başka biçimini keşfetmiştim. Sonsuz bir susamışlıkla duaya hazır bekleyen dudaklarını acılarımın üzerinde gezinirken hayal etmiştim.
 Aşkın ölçütünü yaşıma bağlıyorlardı. Çevremdeki insanlar için ölümünü sükûnetle bekleyen bir ihtiyar olmalıydım oysa ona yenilmeden önce sana yenilmeyi seçtim. Dinin gözümde hiçbir hükmü yoktu ancak senin için yaşıma rağmen rahip olabileceğime bile bahse girebilirdim. Yokuşu nefes nefese çıkarken sıkışan göğsümün, adını art arda tekrarladığımda rahatladığını hissedecek kadar tarifsiz bir duyguyla bağlanmıştım sana ve mümkün gibi gözükmeyen aşkımızın çoğu zaman müstakbel ayrılışını dahi içime sindiremeyecek kadar hayalperest davrandığımı düşünür hale gelmiştim.

II.

Yalnız başıma geçirmek zorunda kaldığım ilahi pazar günlerinde, yalnızca mimarisinin beni etkilediği katedralin içine girdiğimde, sana ibadet etmek için çarpan yüreğimin içimden çıkmak için çırpındığını hiç bilmeyecektin ama cesaretimi büyük şeyleri başarabilmek adına harcadığım anlardan birinde, yanına oturup kokunu içime çektiğimde açılan ağzımın söylediklerine katlanamayan yüzünün, nasıl sert bir görünüme büründüğünü benimle birlikte İsa da görüp hayrete düşecekti. Yetmiş yaşımın utangaçlığıyla kalkacaktım oturduğum sıradan ve ardıma bile bakmayacaktım.

III.         

Şehrin ışıklarına ve yıldızlara bakarak seni düşündüğüm gecelerde yaşlı bedenimin düşmanı olmaya devam ettim, Emile. Sanki çınar ağacının köklerine benzeyen ellerimi, bahar çiçeklerine çevirebilecekmişim gibi geleceğimizi düşleyip durdum.
Kaşlarını çatıp gözlerini yumduğunda, ne kadar küçüldüğümü ve yok olduğumu, sana karşı hissettiklerime sağır olan kulaklarına ses olamadığımı gördükçe odamın bir köşesinde sıkıştıkça sıkıştığımı fark ettim.

                                                     Eser: Raphael Perez

IV.

Aşka mahkûm ile mağlup olmak ilahilerin arasına sızıp o ezgilerle birlikte akıp geçiyordu zamanın içinden ve sonra ille de seni buluyordum Emile, esmer tenini hiçbir şeye değişmiyordum. Eşcinsel yüreğine dokunup, Kafka'nın Milena'ya yazdığı mektuplara karşı sana yazdıklarımı ekliyordum.

Yakandaki beyaz lale kafama vura vura anlatıyordu gidişini. 

Yarattığın her şey yerini gürültüye bırakıyordu; bu nasıl oluyordu bilmiyorum? İtiraf ettiğim aşk, bir merasimin engeline takılıp geri tepiyordu.

V.

Herkesin içinde seni öpmek istediğim için papazın karşısında günahkârdım(!) Üstelik yaşlı bir bunak olduğumdan cesaretimi ancak yanlış bir güne ayarlayacak kadar da zavallı... 

Çok beklemiştim Emile, zamanla bir pul koleksiyoncusuna dönüşmüştüm.

Seni yenilgi olarak kabul edemeyişim ruhumdaki çöküntüyü arttırmıştı. Kendimden gittikçe uzaklaşıp katedralin koridorunu sendeleyerek aşıp yanına yaklaşmıştım.

Utanmayı tamamen unutup beni tersleme ihtimaline karşı durarak ve aramızdaki yaş farkına büyük anlamlar yüklemeyerek seninle konuşabileceğimi ummuştum.

VI.

Tanrı olmanın hırsına kapılıp sana doğru eğildim; herkesin gözü üzerimdeydi. Dudaklarına dokunup muhakkak görüşeceğimizi söyledim. Yüzünün aldığı ifade o ilahi pazar günüyle ve benimle dalga geçiyormuş gibi donuklaştıkça donuklaştı; kâinatın içinde yer bulamayan ruhun, "kendi sonsuzluğunu beklerken bana yetişemedin" diyordu.

 Bu kısa mektuplar, yaşadığın tarihe yetişmediği için damgasız pulla işaretlendi ve o pullar yerinden çıkarılıp asla bir koleksiyoncuya verilmedi.