Kadın

Feminizmimiz neden kesişimsel olmalı?

Cuma, 9 Haziran 2017

Feminist ve tahakküm karşıtı alanlarda bile, sıkı cinsiyet rolleri ilişkilerin o kadar çok yönünü belirliyor ki yine kimliklerimizin bazı parçaları siliniyor.

Jarune Uwujaren ve Jamie Utt’un Why Our Feminism Must Be Intersectional (And 3 Ways to Practice It) başlıklı yazısının çevirisidir.

Eurythmics grubundan efsanevi İskoç şarkıcı Annie Lennox “feminizm twerk değildir” diyerek Beyoncé’nin feminist olmadığını beyan ettiğinde, kendisi beyaz feminizmin kesin olarak bir temsilcisi oldu.

Peki “beyaz feminizm” nedir? BattyMamzelle’den Cate’in açıklamasına bakalım:

“Beyaz feminizm, özellikle renkli kadınları etkileyen meseleleri dikkate almaya imkan vermeyen inançlar bütünüdür. Orta sınıf beyaz kadınların ‘tek beden’ olduğu, ‘herkese tek beden elbise’ feminizmidir. Her yer ve zamandaki tüm beyaz feministleri itham etmeden; beyaz feminizm bir feminizm pratiğidir.”

Lennox kendini büyük ihtimalle bir beyaz feminist olarak düşünmüyordur ancak Beyonce’nin feminizm ve kendini ifade ediş biçimine “rahatsız edici”, “sömürücü” ve “problemli” diyerek, beyaz feministlerin geliştirmiş olduğu politikayı dile getirdi: “Feminizm bizim görünmesini istediğimiz şekilde görünmelidir aksi halde o, feminizm değildir.”

Genelde bu kadar açıktan dile getirilmez ve çoğu beyaz feminist bu şekilde konuşup davrandıklarını kabul etmezler ama “Irkı gündeme getirerek bizi neden bölüyorsun?” ya da “Trans kadınlar gerçekten kadın mı? Bir ayrım olmalı.” gibi getirdikleri üstü kapalı yorumlarla neler döndüğünü fark edersiniz.

Daha kesişimsel bir feminizm için çağrılar yapılırken bazı beyaz feministler; kesişimselliğin akademik jargon olmaktan ileri gidemeyen, gerçek dünyayla bağı kopuk bir konsept olduğunu ileri sürüyor.

Basitçe ifade edersek, yüzleşmek zorunda kaldıkları sorunlara cevap veren bir feminizm isteyenler değil; feminizmde kesişimci bir etik anlayışı ihtiyacını kabul etmeyi reddedenler bölücü olanlardır.

Kesişimsellik nedir?

Ayrıcalıklı kimliği olanların feminizminin, tahakküm altında olanları kapsamasının daha zor olması mantıklı. Ayrıcalık kendini sahiplerinden gizleyen bir şey, böylece kendi uğradığımız ötekileştirme ve tahakküme odaklanmamız daha kolay oluyor.

Ama kesişimci bir bakış olmadan, eylemlerimiz olması gerektiği gibi tahakküm karşıtı olamaz çünkü aslında, insanların uğradığı tahakkümü birbirinden ayırmak mümkün değil. Renkli kadınların uğradıkları ırkçılık, kadın olmalarına bağlı tahakkümden ayrı tutulamaz. Engelli bir trans kişi, kimliğinin en çok hangi parçasının özgürleşmeye ihtiyacı olduğunu seçemez.

Yine de kesişimsellikle ilgili devamlı bir kafa karışıklığı var.

Ünlü hukuk akademisyeni ve ırk teorisyeni Kimberlé Crenshaw kesişimsellik kavramını, 1989’da kendi makalesinde tanıttı.

Siyah kadınların, hem ana-akım ırkçılık karşıtı politikalardan hem de feminist teoriden dışlanımının getirdiği sorunlara, “bu sorunlar basitçe, siyah kadınları kurulu analitik yapının içine alarak çözülemez çünkü kesişimsel deneyim, ırkçılık ve cinsiyetçiliğin toplamından daha büyüktür. Kesişimselliği hesaba katmayan hiçbir analiz, siyah kadınların domine edildiği biçimleri yeterince irdeleyemez” diyerek dikkat çekmiştir.

Crenshaw’ın birincil odağı ırk ve toplumsal cinsiyetin kesişimi iken, Crenshaw başka bir makalesinde, “ırk ve toplumsal cinsiyetin kesişimi özerine odaklanmasının, toplumların yapısı göz önüne alındığında, kimliklerin birden fazla zeminde hesaba katılmasına olan ihtiyacı vurgulama sebebiyle olduğunun” altını çizer.   

Kısaca kesişimsellik, tüm toplumsal adalet eylemlerine uygulanması gereken bir çerçevedir. Hayatlarımızı ve deneyimlerimizi zenginleştiren, tahakküm ve ötekileştirilmeyi yoğunlaştıran ve karmaşıklaştıran kimliklerin birden fazla görünümünü kabul eden bir çerçevedir.

Birden fazla tahakkümü birbirinden ayrı tutamayız çünkü bunlar kesişimsel olarak deneyimleniyor ve ortaya koyuluyor.

Bu nedenle, Flavia Dzodan’ın kelimeleriyle: “Benim feminizm ya kesişimsel olacak ya saçmalık olacak.”

Kesişimselliği bağlamında anlamak

Kesişimsellik kavramını daha iyi anlayabilmek için kadınlara uygulanan tahakkümün en çok gösterilen örneğine bakalım: kadınlar ve kız çocuklarına uygulanan şiddet.

Kabaca, kadınların %25 ile %50’si hayatları boyunca, kadın oldukları için şiddete (cinsel şiddet, yakın partner şiddeti, sokak tacizi ya da ısrarlı takip) uğruyorlar.

Bu orandan detayına girmeden bahsetmek, birleşip şiddeti oluşturan birden fazla tahakkümü gizlemektedir.

Mesela, renkli kadınların (ve erkeklerin) şiddetin bu şekillerini beyaz kadın veya erkeklere göre yaşamaları daha muhtemel ve maddi olarak ayrıcalıklı olmak, kadınları bazı şiddet türlerinden koruyabilmektedir.

Ayrıca biseksüel kadınların diğer kadınlara göre cinsel şiddet yaşama olasılıklarının çok daha fazla olduğunu görüyoruz.

Ve nefret suçu olarak öldürülen LGBTİA+ kişilerin %78’i renkli insanlardı. Trans kişilerin de natrans kişilere göre nefret suçuna maruz kalmaları %27 daha olası.

Kısaca, Amerika’daki tüm kadınlar cinsiyete dayanan şiddete uğrama riski altında ama bazı kadınlar için risk daha fazla.

Kadına karşı şiddetten ya da ücret eşitsizliğinden sadece genel bir mevzuymuş gibi bahsedersek, asıl meselelere değinmeyi başaramayız ve bunun sonucu olarak, kesişimsel tahakkümleri ortadan kaldıracak çözümleri tasavvur edemeyiz.

Daha kişisel bir seviyeye inersek, kesişimsel olmayan bir feminizm kendimizi tamamıyla ifade edebilmemizi engeller! Kesişimselliğin olmaması, insanların ve kimliklerinin silinmesine yol açar.

Bu makaleyi yazmaya hazırlanırken fark ettik ki; heteronormatif beklentiler cinsel çekim ve sevgi ikilisinin dışında yaşayabilmemizi kısıtlıyor. Eğer hemcinslerimizle aktif olarak randevulaşmıyorsak, kendimizi tamamen bu şekilde tanımlamıyor olsak bile bizden hetero gibi davranmamız ve yaşamamızın beklendiğini gördük.

Feminist ve tahakküm karşıtı alanlarda bile, sıkı cinsiyet rolleri ilişkilerin o kadar çok yönünü belirliyor ki yine kimliklerimizin bazı parçaları siliniyor.

Kesişimsellik, sadece şiddet ve ekonomik eşitsizlik gibi daha gözle görülür sorunlarla yüzleşmek değildir. Kesişimsellik ayrıca, kişilerin tamamen kendileri gibi olmalarına ve eylemlerimizde seslerinin olmasına imkan vermektir.

Hakiki bir kesişimsel feminizm

Kesişimsellikle ilgili bir yanlış kanı, feminist harekette bölünme ve dışlamayı teşvik ettiği üzerinedir. Bazılarına göre kesişimci feministler; feminist analize ırk, sınıf, cinsellik ve diğer kimlik görünümlerini dahil ederek aynı anda birçok şeyle uğraşıyor ve hareketin birliğini zayıflatıyorlar. 

Bu düşünce şeklindeki sorun; feminist harekette “herkese tek beden elbise” yaklaşımının sadece kadınlar arasındaki ortak noktalara odaklanmasına yol açmasıdır ve bu, kapsayıcı olmak değil kimlikleri silmektir. Tüm kadınlar cinsiyetçiliğe uğrasalar da, her kadın ırkçı cinsiyetçiliğe, transmizojiniye (transfobi ve kadın düşmanlığının kesişimi) ya da cisseksizme (trans insanlara karşı önyargı veya ayrımcılık) maruz kalmıyor.

Birlik adına belirli grup kadınların karşı karşıya olduğu sorunları geçiştirmek; feminist hareketi en ayrıcalıklı ve görünür olanların etrafında yoğunlaştırmaktır. Bu durum; hareket içinde zaten orantısız olarak yer kaplayanların, sanki başkalarına yer açıyormuş gibi görünmelerine neden olur.

#BlackLivesMatter hareketi için #AllLivesMatter ne ise; kesişimsel feminizm için “herkese tek beden elbise” feminizmi de odur. “Herkese tek beden elbise” feminizminin kapsayıcılık girişimleri; kesişimsel feminizmin belirli bir grubu diğerlerine göre orantısız olarak etkileyen kendine mahsus bir sorunu kabul etmesini ortadan kaldırabilir.

“Amerika’da siyah Trayvon Marton’ın polis tarafından öldürülmesinden sonra, üç siyah queer kadın, insanları harekete geçirmek adına sosyal medyada #SiyahlarınHayatıDeğerlidir hareketini kurdu. Bu eyleme karşıt olarak ise #TümHayatlarDeğerlidir hareketi kuruldu.”https://blackmillennials.com/2014/12/01/what-you-mean-by-alllivesmatter/

Feminizmde kesişimsellik pratiği geliştirmenin 3 yolu

Kesişimsellik, işi entelektüelleştirmekten daha öte olmalı. Kimberlé Shaw’un yaptığı gibi kesişimsellik; öz çaba ve aktivizm ile feminist pratik ve eleştirel teoriyi harmanlayan bir etik zemininde olmalı.  

Aşağıdaki öneriler, günlük feminist pratiğimiz ile kesişimsellik etiğini birleştirebilmemiz için yollar sunmaktadır.

1. Özdüşünüm

Kesişimsellik, kendi içimizde anlamlandıramadığımız ve zorlandığımızı hissettiğimiz yerlere incelikli bir şekilde bakmamızı gerektirir. Bizi birinci elden etkilemeyen meseleler ve kimlikler hakkında öğrenmeyi görev edinmeliyiz. 

Bu nedenle, kendi ayrıcalıklarımızı araştırmak, kesişimselliğin temelidir.

Feminizmi teorik olarak anlamanın ötesine geçmeliyiz ve günlük hayatımızda insanlara gerçekten nasıl davrandığımız üzerine düşünmeliyiz.

Mesela Jamie (yazarlardan biri), kendi Filistin yanlısı aktivizmi ve kullandığı dil ile, anti-Semitizm karşıtı kesişimsel bir etiği birleştirme ihtiyacı olduğunun farkına vardı. Ayrıca natrans kadınlar ve trans kişilere karşı sorumlu hareket etmesinin önünü tıkayan cinsiyetçi sosyalizasyonu (bireylerin toplumsal yaşama uyum sağlaması için, edindiği veya edineceği roller ile bu rollerin gereklerini öğrenmesi süreci) geri almak için devamlı olarak çabalaması gerektiğini de gördü.

Kendimizi ve eksikliklerimizi anlamak için çabalamazsak, feminizmimiz elbette ki kesişimsel ve sorumlu tutulabilir olmayacaktır.

2. Kendi bakış açınızı merkeze almayın

Feministler olarak, feminizmin cinsiyetçiliği bitirmekten daha fazla bir şey olduğuna dikkat etmemiz önemlidir. Feminizm ayrıca, farklı kadınları farklı yollarla etkileyen birbiriyle bağlantılı tahakküm sistemlerini sona erdirmekle de alakalıdır.  

Mesela orta sınıf biri olarak Jarune için (diğer yazar), ırk ile ilgili meselelerde bilgili olduğu halde, siyahların karşı karşıya olduğu yoksulluğu anlayabilmesi kolay olmayabilir. Benzer olarak, engelli olmayan insanlar ableizmi (engellilere karşı önyargı veya ayrımcılık), beyaz insanlar ırkçılığı, natranslar transfobiyi kolayca fark etmeyebilirler.

Ayrıcalıklarımız nedeniyle bazı şeylerin değerini hafife almamız; feminist eylemlerimizde gerçekten kapsayıcı olabilmemiz adına kesişimci analize ihtiyaç duymamıza sebeptir. O olmadan feminizmi, kendi deneyimlerimiz ya da toplumda ayrıcalıklı konumda olanların deneyimleri üzerine kurmamız kolaylaşır.

Bu nedenle feminizmi, kendiniz veya ayrıcalıklı insanlar çevresinde yoğunlaştırmaktan kaçınmak için çaba gösterin. Çünkü toplumun, ırkçılık konusunda beyaz bir kadını renkli bir insana göre dinlemesi daha muhtemel. O yüzden beyaz feministler renkli insanların seslerini çalmadıklarına dikkat etmeliler.

Yaptığınız iş ya da sahip olduğunuz ayrıcalıklar ne olursa olsun; sizinle ilgili olmayan şeyler söz konusu olduğunda bir adım geri çekilmeye, sizi etkilemeyen şeyler konusunda kendinizi eğitmeye ve insanlar kendi deneyimlerinden bahsettiklerinde dikkatinizi onlara vermeye gayret edin.

3. Hata yapmaya razı olun

Feminizmde mükemmeliyetçiliğe yer yoktur. Bu, feminist eylemlerimizde hata yapmaya ve yaptığımız hatalardan ders almaya hazır olmamız gerektiği anlamına gelir.

Feminizmimizde kesişimsel bir çerçeve edinmek kolay bir süreç değildir. Bu süreç; anlaması zor olan şeyleri anlamak, sizin gibi olmayan insanlarla empati kurmak, başkalarının sesini çalmak yerine bir adım geri çekilmek ve kendinizi daha üst bir sorumluluğa açmayı içerir.

Tüm bunları yapıp başaramamak, hiç çaba göstermemekten iyidir. İnsanlar kesişimsel olmak için bir çaba göstermediklerinde, kendi inançları doğrultusunda başka insanların yaşadıklarını önemsememekte hızlı davranıyorlar. Ve böyle davrandıkları söylendiğinde hemen savunmaya geçip, başkalarının fazla politik doğrucu veya hassas olduğundan şikayet ediyorlar.

Hata yapmaktan kaçınmak ve eleştirilere sinirlenmek; devamlı bir süreç olan öğrenmeye, olgunlaşmaya ve kendini düzeltmeye açık olmaktan daha az yapıcıdır. Yani kaçınılmaz olarak hata yaptığınızda veya bir şey için eleştirildiğinizde buna nasıl cevap verdiğiniz önemlidir.

Toplumsal adalet hareketlerinde insanlar birbirini eleştirdiğinde, bu bir sevgi gösterisi olabilir. Bu, insanları sorumlu tutabilmek ve yaptıkları işin asıl amacına ulaştığından emin olabilmek içindir.

Eleştirileri kişisel algılamak ya da savunmaya geçmek yerine, eleştirilerin gerçekte siz veya insan olarak değerinizle bir ilgisi olmadığını fark edin. İyi niyetli ve çok nazik bir insan olup yine de tahakküm yapılarını muhafaza eden hareketlerde bulunabilirsiniz. Bu yüzden, itibarınızı korumak ya da kendinizi sistematik tahakkümden muaf tutmak yerine davranışlarınızı düzeltmeye odaklanın.

Feminizmin amacı rahatınız değil

Kesişimsel feminizm zordur. Eğer doğru şekilde yapıyorsanız; sizi zorluyor, esnetiyor ve rahatınızı bozuyor olmalı.

Ama feminizmin amacı kimseyi rahat ettirmek değil.

Aksine, kesişimsel feminizm herkesin rahatını bozmalı çünkü rahat olduğumuzda büyüyemez ve gelişme gösteremeyiz. Acı çektiğimizde veya zorlandığımızda ya da yeni bir şeyi anlayabilmek için kendimizi esnettiğimizde büyürüz.

Kesişimsel feminizm, değişim ilhamı veren bir zorluk ve konforsuzluktur.

Bu nedenle, ayrıcalıklarımızın ötesine geçebilmek ve feminizmimizi kesişimsel bir etik anlayışı aracılığıyla işleyebilmek için, eleştirel düşünmeye ve çaba göstermeye hazır olmalıyız.  

Kesişimselliğe giden yol çetrefillidir. Hatalar yapacaksınız, hepimiz yapacağız. Ancak ilişkilerin, toplulukların ve toplumların adalet üzerine inşa edildiklerini görmek istiyorsak, bu işi yapmaya devam etmek zorundayız. 

Bu çeviri ilk olarak ezgiepifani blogunda yayınlanmıştır.

İlgili haber:

Sıkça duymaya başladığımız kesişimsel feminizm ne?

Kesişimsellik