Gökkuşağı Forumu

Asosyal (kendine) demokrat CHP ve adalet yürüyüşü

Cuma, 16 Haziran 2017

Adalet denilen cam bardak kırıldı. Yenisini ve daha güçlüsünü yapma şansımız daima var.

CHP milletvekili ve gazeteci Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasıyla ilgili kopan gürültüye anlam vermeye çalışıyorum. Böyle bir gelişme beklenmiyor muydu? Dokunulmazlıkların kaldırılacağı oylamada Kılıçdaroğlu CHP’lilere “Gideceksiniz, hapis yatacaksınız, bedel ödeyeceksiniz” diye çıkışmadı mı? En az 20 CHP’li milletvekili, AKP ve MHP ile birlikte hareket edip milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ve Anayasa’nın askıya alınmasına kabul oyu vermedi mi?

CHP’liler, niye ağlayıp zırlıyorsunuz? “Eleştirinin zamanı değil” diyenler var. Aksine, tam zamanı. 2014 cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olup %9.7 oy alan, sonraki yıl partisini tarihinde ilk kez barajın üstüne çıkarıp %13.1 ve %10.7 oy alan Selahattin Demirtaş hapiste. Fikirlerini beğenin veya beğenmeyin, aylardır cezaevinde. “Eşini ziyaret ederim, vekillerden heyet gönderirim” gibi saçmalıklarla durumu örtbas edemezsiniz, hafifletemezsiniz. CHP’nin verdiği evet oylarıyla HDP (eş) liderleri ve milletvekilleri hapse gönderildi. Seçim sonuçları hiçe sayıldı, meclis kadük oldu.

Yargı bağımsızlığı ortadan kalkmışken, dokunulmazlıkların kaldırılmasının nelere yol açacağı gayet açıkken, Deniz Baykal-Muharrem İnce gibi ulusalcılar HAYIR diyorken, Fikri Sağlar gibi sosyal demokratlar HAYIR diyorken, partinin meclis grubu ve tabanı HAYIR diyorken, Kemal Kılıçdaroğlu bilerek ve isteyerek dokunulmazlıkların kaldırılmasına “evet” dedi. Kılıçdaroğlu’na hesap sormuyorsunuz, gelip sosyal medyada bikbikbik ötüyorsunuz. Bana trajikomik geliyor.

CHP, başkanlık sistemi referandumunda “HAYIR” dedi. Gelgelelim, CHP’de parti içinde resmen ve fiilen başkanlık sistemi uygulanıyor. Parti Meclisi’ni yetkilerini kısmak suretiyle güdükleştiren, Merkez Yönetim Kurulu üyelerini PM’nin onayı olmadan kafasına göre istediği sayıda ve istediği görevlere seçen, Genel Sekreterlik makamını kuşa çeviren, PM’yi danışma meclisinden bile daha yetkisiz hale getiren kişi de Kemal Kılıçdaroğlu değil midir? CHP’liler, bunlar olurken uzayda mı yaşıyordunuz? Hepiniz ordaydınız be!

RTE ülkeyi “genişletilmiş yeni CHP” haline getirirken mi kıyameti koparıyorsunuz? CHP, muhalif milletvekillerini partiden atar. RTE de, ya vatandaşlıktan atıyor, ya da hapse atıyor işte. Şaşırıyor musunuz? Kendi kapınızın önünü süpürmeden elâleme demokrasi dersi vermeyin, gerçekten çok gülünç oluyorsunuz. Parti içinde Kılıçdaroğlu fanboy’larının oligarşik diktası olacak, sonra ülkeye demokrasi isteyeceksiniz. Yemezler!

Siyaset konuşmanın ve yazmanın anlamsızlığını, yaşananlara bakarak anlayabilirsiniz. Nuriye ve Semih gözümüzün önünde açlıktan ölüyor, HDP’liler dört duvar arasında çürüyor ve CHP’nin aklı başına şimdi geliyor. Günaydın hepinize. Berberoğlu hapse atılana kadar, tutuklu vekil meselesini umursamıyordunuz, sessizlikle boğuyordunuz. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyordunuz.

İstanbul'a yürüyen arkadaşların yolu açık olsun. Her ne kadar “Adalet Yürüyüşü” fikrini ilk ortaya atan CHP olsa da, diğer sol yapılar da yürüyüşü destekliyor.

"Adalet" kavramından ne anladığımız çok önemli. Senelerdir Hrant Dink için adalet isteriz, o adalet bir türlü gelmez. Uğur Mumcu için adalet isteriz, adalet falan gelmez, parçalanmış bir araba enkazı verilir ailesine. Teröre yeni kurbanlar veririz, kurbanların üstüne son nefeslerinde soluyacakları biber gazı sıkılır, otorite "Güvenlik zaafiyeti yok!" diye sırıtır. Açlık grevi yapan emekçiler tutuklanır, 100.000'in üstünde insan işinden atılır, kolu koparılan adamın annesi yerlerde hırpalanır. Soma maden işçisinin yakını, dallamanın tekmelerinden nasibini alır.

Enis Berberoğlu'nun tutuklanması, bardağın taştığı nokta mı? Bardak çoktan kırıldı, paramparça oldu, her yerinden sızdırdı bile. Bardağın çatlamasına yardım eden Yetmez Ama Evetçi tayfa "Bugün olsa yine evet deriz" diyor, bardağın kırılmasına yol açan "Korkunç Ama Evet / Anayasa'ya aykırı ama evetçi" tayfası da "Bugün olsa yine evet deriz" diyor. Özür dilemeyi ve özeleştiri vermeyi beceremeyen çapsızlık, her iki tarafta da var. Bugün "Adalet!" için yürümenizin sebebi, "evet" diyerek o adaletin katledilmesine yardım ve yataklık etmiş olmanız.

Adalet belki hiç yoktu, belki kırıntılar halinde vardı ve 2010'da durum daha da beter oldu, darbeciler yargıya 2010'da sızdılar ve 2016'ya giden yolu açtılar. 2016'da ise, zaten iktidar yanlısı olan bir yargı vardı, üstüne bir de Anayasa askıya alındı, AKP'li vekillerin hiçbirine dokunulmadı ve kabak muhalefetin başına patladı.

Kamu görevinden çıkarılan, hiçbir yerde iş bulması mümkün olamayan ve "sosyal ölü" haline getirilmeye çalışılan yığınlar, bu yürüyüşe "CHP'ye rağmen" katılmalıdır. Gördüğüm kadarıyla Kılıçdaroğlu akılsız, fikirsiz, inisiyatifsizdir ve onu bu yürüyüşe iten de halkın tepkisidir. Yürüyüşün anlamı, ana muhalefet liderinden ya da Enis Berberoğlu'nun hapiste olmasından kaynaklanmıyor. Yürüyüş halkındır, Kılıçdaroğlu sadece bir figürandır.

Adalet denilen cam bardak kırıldı. Yenisini ve daha güçlüsünü yapma şansımız daima var. Toplumsal uzlaşma gerekiyor, bir araya gelip farklılıkları bir kenara bırakmamız gerekiyor, belli asgari müşterekler etrafında toplanıp Anayasa yapabilmeyi becerebilmemiz gerekiyor.

Devlet Bahçeli, iplerini Beştepe'ye vermiş. Meral Akşener, Saadet Partisi ve diğer sağ muhalefet ise, başkanlık referandumdaki HAYIR tutumlarıyla tutarlı olarak, Enis Berberoğlu hakkında verilen cezayı eleştiriyor ve yürüyüşü üstü kapalı ya da açık bir biçimde destekliyor. Yürüyüş, CHP'nin tekelinde ve liderliğinde olmaktan çıkıyor, şekil değiştiriyor.

Bu yürüyüş, %25'in yürüyüşü değildir. Bu yürüyüş, hile hurda ile %49 olarak ilan edilen sessiz çoğunluğun yürüyüşüdür. Bu yürüyüş esasında 16 Nisan 2017'de yapılmalıydı, 2 ay gecikti. Geriye dönüp bakmak şu aşamada fayda sağlamıyor. Kemal Kılıçdaroğlu'nu hedef alan eleştirileri, alışılmadık bir sertlikte yazıp söyledik zaten. Bu yürüyüş, Kılıçdaroğlu'nun sallanan koltuğunu kesinlikle ve kesinlikle sağlamlaştırmayacaktır. Bu adalet yürüyüşü, HAYIR'ları evetlere yedirmeme-ezdirmeme yürüyüşüdür.

Adalet sadece Maltepe'ye değil, Edirne'ye de lazım, Kandıra Kadın Cezaevi'ne de lazım, Silivri'ye de lazım, Bakırköy Kadın Cezaevi'ne de lazım. Adalet isteğini toplumsallaştırmamız ve siyasallaştırmamız gerekiyor. KHK ile işinden kovulduğu için intihar edenlerin ve ailelerinin feryadını, isyanını, öfkesini ve gözyaşlarını mücadele azmi ve direnç haline getirmemiz, bu yoldan geri dönmememiz gerekiyor.

CHP, ilk tutuklu vekil skandalında yemin törenini boykot etti. Sonra CHP'liler iradesiz davrandı ve o boykottan geri döndü. Bunun üzerine, RTE "Tükürüklerini yaladılar" diye dalga geçti. "Tıpış tıpış geldiler" dedi. Geçmişteki hataları tekrarlamamak adına, bu kez yürüyüşün yarım bırakılmasının önüne geçmek gerek. Geri dönülmesi kesinlikle söz konusu değildir. Kemal Kılıçdaroğlu yarım bıraksa bile, milyonlar tamamlamalıdır.

Demokrasi mücadelesi uzun soluklu bir maratondur. Dümdüz bir yol değildir. Engebeli, inişli çıkışlı, zor ve tehlikelidir. Demokrasi, hiçbir ülkeye iki günde gelmemiştir. Yorulacak ve vazgeçecek olanlar, sakın yola çıkmasınlar. Geri dönüş yoktur.