Gökkuşağı Forumu

Lütfeyledi yosma!

Cumartesi, 15 Temmuz 2017

Yosma güzel kadın demekti zannedersem evvel-i vakitte. Bir ara da yakın geçmişte sokakta salına salına gezen hafifmeşrep alımlı kadınlara deniyordu. Şimdi ise düşünüyorum da manası şu olmalı; cinsel özgürlükçü, cesur, bedenini iyi tanıyan ve kullanan, başı dik, kahkaha atmaktan korkmayan kadın. Bence anlam çerçevesinde ben her halükarda bir yosmayım ve sizlere şimdi lütfedeceğim.

Lütfeylemek de nereden çıktı aslında? Kim kime neden ve nasıl bir hadsizlikle bir şeyi lütfedebilir ki?

Ben kendimi ve hikayemi sunmak istiyorum size. Malum ya da belki de değil ama etrafta salınarak yosma olmadan ben yosmayım diyen, yaşamadığı şeyleri yaşamış gibi anlatan, başkalarının hikayeleri üzerinden kendini var etme çabası gösteren bir sürü zat türedi. Bu aralar en popüler karakter başkalarının hikayelerini, yaşanmışlıklarını sahiplenip, başkasının kıyafetlerini kendi üzerine giymeye çalışıp kendini ifade etme telaşına düşmece. Bunun literatürde acaba bir karşılığı var mı?

Ben kendimi lütfetmek istiyorum. Zaten kendimi sunmayı çok iyi beceririm. Önce lazerden kırılan sakallarımın bıraktığı gölgeyi bir makyaj fırçası yardımı ile fondöten sürerek kapatırım. Sonra kalın siyah bir maskara sayesinde kirpiklerimi dolgunlaştırır gözlerimi daha da ortaya çıkarırım. Fazla bir çabaya gerek yok, varsa da benim tarzım değil. Ardından pastel kıpkırmızı bir ruj sürerek etli dudaklarımı 3 katı dolgunluğa eriştirerek şuh bir ifade kazanırım. Son rötuş ise kelimi kapatmak için saçlarımı kabartıp soldan sağa doğru taşımak olur. Sutyen giymeyi pek sevmiyorum. Onun yerine derin bir göğüs dekoltesi verebilecek kombinasyonlarda kıvrımlı vücut illüzyonu yaratabilecek giymesi kolay ve hızlı bir fistanı üzerime geçirip, bir de 18-20 cm uzunluğunda ince topuklu ve platformlu dekolte ayakkabı giydim mi ben tamamım. Servise hazır yaldır yaldır ortalığı yakma potansiyeli olan ve dahi para eden bir kompozisyon ortaya çıkarmış olurum. Bunu neredeyse her gün bazen günde birden fazla kez yapmaktayım. Bir süre sonra bu ritüel sayesinde el ve düşünme çabukluğu kazanılıyor. Sunum yapılacak kişi kapının önüne de gelse sadece 2 dakikanızı alacak bir hızda servisi hazır hale getirebiliyorsunuz.

Ne enteresan!

Eğer fiziksel görünüm olarak normların belirlediği kadın ya da erkek görünümüne erişiminiz kısıtlıysa telaş etmeyin. Bazen bu illüzyonist ipuçları hayat kurtarıcı olabiliyor. Ben mesela kel olduğum için gündüzleri dışarıya çıkarken “gacıvari” giyinip, süslenip çıkmak istemiyorum. Çünkü bir hafif esinti olsa o kapamaya çalıştığım kelim hop diye ortaya çıkar, tüm zarafetim, özgüvenim, kendimi beğenme halim o saçı toparlamaya çalışırken uçar gider...

Merak edenler için ise peruk artık kullanmıyorum. Hiç kullanmadım değil ama beni fevkalade huzursuz ediyor ve kendimi eksik, tedirgin hissetmeme sebep oluyor.

Gündüz ya da akşam fark etmiyor. Dışarıya çıktığım anda kimliğimi gizleyebilmem mümkün olmuyor. Gizlemek gibi bir derdim de yok zaten. Aksine kimliğim onurumdur. Ancak şu huzursuzluğuma neden olan ve sokağa çıkamama, panik, kaygı ve agresiflik kazandıran durumdan da bahsedeyim. Bakkala dahi gitsem sataşan, laf atan, asılmaya çalışan, sözlü tacizde bulunan, küfreden, aşağılayan, daha olmamış bu diyen, bu da o yolun yolcusu diyen, tipine sokayım diyen, gülen, cık cık sesleri çıkaran, birbirine işaret ederek beni gösteren, enteresan yöntemlerle acı çekmem gerektiğini ifade eden bir çok insanla karşı kaşıya geliyorum.

Evet, Janset kel, Janset koca burunlu, Janset’in memeleri yok, Janset’in götü büyük, Janset’in bacakları çok erotik, Janset kırıtıyor, Janset mi’den konuşuyor... Ama Janset niye bunları hakkediyor ki?

Trans olmak her ne kadar beyan esaslı bir kimlik olsa da cinsiyet kimliğinizi ya da ekseriyetle cinsiyet kimliklerini reddettiğiniz yerden kendinizi bedensel performansınızla ifade ediş haliniz başladığı anda şiddet, ayrımcılık, hak ihlalleri dediğimiz zincirleme trafik kazasının nesnesi olmaya da başlıyorsunuz. Bu elbette demek değil ki herhangi bir zaman ve mekanda herhangi bir insan ayrımcılık, şiddet ve hak ihlallerine uğramasın. Sadece benim hikayemde olan örneklem hallerinde doğrudan ve süregiden bir şekilde istisnasız bu şiddet, ayrımcılık ve hak ihlallerinin yegane nesnesi oluyorsunuz. Bitmiyor, geçmiyor, durmuyor, mola vermiyor...

Peki, nereden nereye varmaya çalışıyorum? Acaba anlattıklarımın kolektif bellekte bir yeri var mı? Sorgulamayı bırakmayın!

Her insan kendi yaşadıklarının mükellefidir. Empati denilen şey ise liberal bir kandırmacadan başka bir şey değildir. Nitekim empati adı altında en azından bu memlekette yapılan şey başkasının kıyafet ve aksesuarlarını çalıp modifiye dahi etmeden üzerine geçirip kendi adına tek kişilik defileye çıkmak, sergilemek, sunmak ve dahi bu sayede para kazanmaktır. Çünkü bunu mümkün kılabilecek tüm etmenler memlekette mevcut: cehalet, şakşakçılık, kültürsüzlük. Zaten memleketçe iktidara tapınma hali de burayla ilişkili bir ahval değil mi...

Ben rapor tutulan bir bilgisayar programı, ya da bir kağıt parçası değilim. Ben bir rakam değilim. Ben sizin kendinizi var etmek ve yüceltmek uğruna hiçleştireceğiniz, hikayesini, deneyimlerini, yaşanmışlıklarını gark ederek isimsizleştirip kendi adınıza yeniden yorumlayacağınız, sunacağınız anonim bir peri masalı da değilim.

Biliyorum ki alışageldiğiniz döngü böyle işliyor ve siz de etrafınızda size alkış tutanlar da bu durumdan pek bir memnun. Ancak bilen için bu densizlik ancak kaygı verici, ürpertici, itici ve komik oluyor.

Geçenlerde Facebook’ta aynen şunu paylaşmıştım ki yazımı da bu sözleri yineleyerek bitirmek arzusundayım:

“Lütfen, bir şeyleri ifade etmeye çalışırken kendi üzerinizden ifade edin. Başkasının hikayesi, başkasının hayatı, başkasının yaşadıkları üzerinden adeta sizmiş ya da sizle alakası varmış gibi anlatarak ifade etme çabasına düşmeyin!

Zavallılaşıyorsunuz! Onu bırakın ifade de edemiyorsunuz kendinizi, elinize yüzünüze bulaşıyor.

Gerçi bu kadar kültürsüz ve cahil bir toplumda osursanız alkış tutacaklar çıkar. Ne deyim ki...”

Komünist kuramdan pek fazla referans kullanmam ama Karl Marx’ın dediği gibi kapitalizm üreten işçiyi ürettiği/yarattığı şeye yabancılaştırır. Para ve nam uğruna siz de kendinize yabancılaşıyorsunuz.