İnsan Hakları / Çalışma Hayatı

“Peki ya eşcinsel işçiler” sorusundan Kaos GL Sendikal Çalışmalar Grubu’na…

Pazartesi, 17 Temmuz 2017

Nasıl oldu da doksanların “yalnız ve değersiz” LGBTİ mücadelesi ve yayını 2000’lerde kurduğu ağlarla birlikte özgürleşmenin vazgeçilmez “yoldaşı” haline geldi?

Kaos GL Sendikal Çalışmalar Grubu başta Eğitim-Sen ve Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası olmak üzere birçok sendikayla yoldaşlık ediyor. Heteroseksizmin kıskacındaki LGBTİ işçi ve emekçilerin haklarını savunuyor, eşitlik ve özgürlük için mücadele ediyor. Peki bu mücadele nasıl başladı?

1994 yılında henüz eşcinsel kelimesinin küfür olarak kullanılması dışındaki kullanımları çok yeni telaffuz edilirken, bir dergi çevresinde toplanan eşcinsellerin çıkış manifestosunda “heteroseksist diktatörlüğün politik ve toplumsal olarak bütünüyle naşlamasını” hedeflemek çok iddialı gelebilir. Ki Kaos GL dergisinin çıkmaya başlamasının ve çıkmakla kalmayıp sistem karşıtı bir dil geliştirerek özgürlüğü bütünsel bir var olma mücadelesi olarak ilan etmesinin gerek eşcinsel toplumunun bazı kesimleri tarafından gerekse de dönemin muhalif, sol örgütlenmeleri ve yine aynı şekilde sendikalar tarafından çok da olumlu karşılanmadığını belirtmekte fayda var. Eşcinsellere yönelik şiddet ve ayrımcılığı sadece görünürlük üzerinden ele almayan, heteroseksist ideolojinin görünen yüzü homofobi ve transfobiyi sistem eleştirisine tabi tutan, deyim yerindeyse buzdağının görünen kısmına odaklanıp kendi çevresinde dönüp durmaktansa buzdağını eşeleyen, eşeledikçe yeni meselelerle eşcinsel öz örgütlülüğü için ağlar ören Kaos GL dergisi ve ileride derneğin çalışma hayatında ayrımcılığı ele alma biçimi de birçok hareketten farklılaşıyor.

Hâlâ güncel ve hâlâ bir mücadele alanı olan anayasal tanınmanın sendikalar tarafından 2009 senesinde sahiplenilmesi ise üzerinde çokça söz etmeyi hak ediyor. Nasıl oldu da doksanların “yalnız ve değersiz” LGBTİ mücadelesi ve yayını 2000’lerde kurduğu ağlarla birlikte özgürleşmenin vazgeçilmez “yoldaşı” haline geldi?

Bütün bu soruları ve sendikal hareket ile LGBTİ hareketi arasındaki yoldaşlık ilişkisini Kaos GL Sendikal Çalışmalar Grubu üyelerine sorduk. Eğitim-Sen’li emekçiler Berna Savcı, Ada Ümmühan Köse; Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası eski Genel Başkanı Semen Yönsel Saygun; Kaos GL emekçilerinden Evren Çakmak ve Umut Güner yanıtladı.

Kaos GL Sendikal Çalışmalar Grubu kimlerden oluşuyor?

Berna Savcı: Kaos GL Derneği Sendikal Çalışmalar Grubu’nda bulunan emekçilerin neredeyse hepsi Eğitim Sen üyesi ve LGBTİ komisyonlarında olan emekçiler. Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası ve Kaos GL Derneği emekçileri de var grupta. Kaos GL Sendikal Çalışmalar Grubu, LGBTİ emekçilerin hem çalışma hayatlarında hem de sendikalarda yaşadıkları sorunlarla ilgili çalışmalar yürütüyor. Bununla birlikte Avrupa’daki bazı sendikaların projelerinde de yer alıyor. LGBTİ haklarının sendikal haklar olduğunu sendikaların da benimsemesi, politika üretmesi, LGBTİ emekçilerin haklarının savunulması çalışma grubunun en önemli amaçlarından. Şimdilik sendikal hareketin içerisinde LGBTİ hareketi Eğitim Sen dışına çıkamıyor Türkiye gerçekliğinde; ancak hem kamunun her alanında hem de özel sektör alanında çalışan LGBTİ emekçilerin örgütlenebilecekleri ve mücadele edebilecekleri sendikalar olması ve var olanların da dönüşmesi gerekiyor.

Bu grup nasıl oluştu? Temelleri ne zaman, nerede, nasıl atıldı?

Umut Güner: Kaos GL'nin katıldığı ikinci 1 Mayıs'a katılmıştım. Ben Kaos GL’ye geldiğim zaman hepimiz öğrenciydik gibi geliyor. Çalışan, emekçi birkaç kişi varmış gibi geliyordu. Gençlik hareketi veyahut öğrenci hareketi olsak da Kaos GL sürekli ve ısrarlı bir şekilde “Peki ya eşcinsel işçilerin sorunları” sorusunu soruyordu ve sendikaların gündemine alması gerektiğinin altını çiziyordu.

Sendikal hareket, insan hakları hareketi ve kadın hareketi eş zamanlı olarak ilişkilenmeye çalıştığımız hareketlerdi. Zaman içerisinde 1 Mayıs alanları üzerinden sendikal hareketle ilişkimiz kendiliğinden gelişti diyebiliriz. 2003 yılında gerçekleştirdiğimiz “Lezbiyen ve Geylerin Sorunları ve Toplumsal Barış için Çözüm Arayışları Sempozyumu” içerisinde çalışma hayatı ve sendikal hareket sorunlarını hem Türkiye özelinde hem de uluslararası alanda gündemimize almaya çalıştık. Bu sempozyumu aslında eşcinsel, biseksüel ve transların sorunlarını kamuoyu önünde tarafların konuşma çabası ve hareketin çalışma hayatından, sağlığa, psikiyatriden, sosyal hizmete kadar birçok alanda dolaptan çıkması olarak nitelendirmek mümkün. Sempozyumdan sonraki sene ilk kez Türkiyeli işçi-memur eşcinsel ağı buluşmasını gerçekleştirdik. Farklı şehirlerden eşcinsel, biseksüel kadın ve erkekler sorunlarını konuşmak için Ankara’ya geldiler. Çalışma hayatında eşcinsel olmanın ne kadar zor olduğunu, gizlenmek için gösterilen çabanın zorluklarını konuştuğumuz iki gün oldu.

Kaos GL bünyesinde kurulan Gey ve Lezbiyen İşçi Ağı Girişimi’nin organize ettiği Gey ve Lezbiyen İşçiler Buluşması, “Çalışma Hayatında ve Sendikalarda Cinsel Yönelim Ayrımcılığına Hayır!” sloganıyla 29-31 Ekim 2004 tarihleri arasında Ankara’da gerçekleşti. Buluşmaya, Ankara, Batman, Gaziantep, Mersin, Sivas, Bodrum, İzmir ve Denizli’den eşcinsel işçiler ve sendika temsilcileri katıldı. Üç gün süren Gey ve Lezbiyen İşçiler Buluşması’nda, işçi forumunun yanı sıra “Gey ve Lezbiyen İşçilerin Sendikal Mücadelesinde Uluslararası Deneyimler”, “İşçi Sınıfı Heteroseksüel mi: İşçi Mehmet ile İşçi Ayşe Grev Meydanında Nişanlanırken, Gey İşçi Ahmet ile Lezbiyen İşçi Hatice Ne Yaparlar?", "Eşcinsel ve İşçi Olmak: Kaos GL Sürecinde Politikamız ve Pratiğimiz”, "Eşcinselliğin Sendikal Mücadele ile Ne İlgisi Var? Gey-Lezbiyen Hakları Neden Sendikal Haklardır?” başlıklı beş sunum yapıldı.

“Gey ve lezbiyen işçi ve memurlar işyerlerinde ve sendikalarda neden görünmezler?” sorusuna yanıt arandığı buluşmada, çalışma hayatında görünmezliğimiz oranında şiddetle yüz yüze kalacağımız gerçeği bir kez daha karşımıza çıktı. İş bulamama, işten atılma, aç-açık kalma, damgalanma korkusuyla gey ve lezbiyen çalışanlar olarak, iş yerlerimizde cinsel yönelim ayrımcılığı ve homofobiye karşı hangi yollarla ve nasıl mücadele edebileceğimizi bilemediğimizi bir kez daha fark ettik. Gey ve lezbiyen işçiler, memurlar olarak bireysel başa çıkma yöntemleri bulduğumuzu, ancak bu yöntemleri şimdiye kadar birbirimizle paylaşmadığımız da itiraflar arasındaydı. Heteroseksüel çalışanların ve sendikalı arkadaşlarımızın işyerlerinde ve sendikalarda kendileri ile birlikte çalışan arkadaşlarından bazılarının gey-lezbiyen olabileceğini düşünmedikleri ise özellikle vurgulandı. Böyle bir ortamda gey-lezbiyen işçi ve memurlar olarak şimdiye kadar çalışma hayatında ve sendikalarda yaşadığımız sorunları ortaya çıkaramadığımızın altı bir kez daha çizildi. “Çalışma hayatında ve sendikal mücadelede varoluşumuz ve emeğimiz gasp ediliyor” Bugün emekli olan ve geçmişte hem çalışma hayatında hem sendikal mücadelede bulunmuş işçi arkadaşlarımızın deneyimleri, çalışma hayatındaki ablukanın bir an önce dağıtılmasını ve "eşcinsel ve işçi" tabusunun yıkılması gerektiğini bizlere bir kez daha gösterdi. Bodrum’dan katılan işçi emeklisi bir arkadaşımız, seksen öncesinde DİSK üyesi olduğunu, eşcinsel olduğu halde hep heteroseksüelmiş gibi görünmek zorunda kaldığını, bu durumun çok yıpratıcı olduğunu anlattı. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Kofederasyonu’nun (DİSK) gıda alanındaki sendikal mücadelesinde, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ne (DGM) karşı mücadelesinde her türlü sorumluluğu aldığı halde, eşcinsel olduğunu açık etmiş olsaydı hem sendika yönetiminden atılacağını hem işinden olacağını, bundan dolayı kendini gizlediğini paylaştı. Kendini gizlemenin sonu olmadığı, maddi manevi açıdan çok yıpratıcı olan bu sürece artık bir son vermenin zamanının geldiği, bu konuda belki de bir seçim yapmanın gerektiğinin altını çizdi. Bunun için gey ve lezbiyen çalışanların ağ üzerinden birbirlerini bulmaları, deneyimlerini, yaşadıklarını, sıkıntılarını paylaşmaları konusunda ortak karara varıldı. Gey ve Lezbiyen İşçiler Buluşması’nda bir araya gelen eşcinsel çalışanlar olarak deneyimlerimizi paylaşarak maddi ve manevi olarak birbirimizi güçlendirmemiz, çalışma hayatında yaşanan cinsel yönelim ayrımcılığına karşı birlikte mücadele etmemiz gerektiği vurgulandı.

Kaos GL'nin 86. sayısının 14-15. sayfalarında “Eşcinsel ve işçiyiz!” başlığıyla bir yazı yayınlandı. O yazıda da aslında bütün bu serüven anlatılıyor. Türkiye’de "eşcinsel” ve “işçi” kavramları bir arada düşünülmemişti. Ta ki, Gey ve Lezbiyen İşçi Ağı kurulana dek. Kaos GL çatısı altında buluşan gey ve lezbiyen işçiler 2004’ün Ekim ayında Gey ve Lezbiyen İşçiler Buluşması’nı gerçekleştirdi. Hem eşcinsel hem de işçi olunabileceğini gösterebilmek için.

İşçi, işsiz, memur, çalışan eşcinseller Gey ve Lezbiyen İşçi Ağı adı altında 2003’ten beri örgütlenme çalışmaları yürütüyordu. Gey- Lezbiyen İşçi Ağı süreci açısından 2004’teki buluşma bir ilk olabilir; oysa, başlangıcı çok eskilere dayanmakta. O dönem için Gey ve Lezbiyen İşçi Ağı’nı yaratan on bir yıllık Kaos GL sürecinde dönem dönem öğrenci gey ve lezbiyenler, mücadele sürecinde daha görünür ve sayıca daha fazla olsalar da işçi, memur, çalışan gey ve lezbiyenler de başlangıçtan bu güne Kaos GL sürecinde yer aldılar.

2001’in 1 Mayıs’ında “Peki Ya Eşcinsel İşçiler?” sorusuyla meydanlara çıkan Kaos GL kurulduğu ilk günden bugüne, kendini öğrenci, işçi ve memur eşcinsellerden oluşan bir grup olarak tanımladı. 2002’de Türkiyeli eşcinsellere, sendikaları ve çalışma hayatını “Heteroseksizm ile Mücadelede Yeni Hareket Alanları” olarak önerdi ve onları bu alanlarda mücadele etmeye çağırdı. Çalışma hayatında ve sendikal alandaki cinsel yönelim ayrımcılığına karşı mücadele edecek olanların doğrudan gey ve lezbiyen işçiler olduğu gerçeği de Gey ve Lezbiyen İşçi Ağı’nı yarattı.

Gey ve Lezbiyen İşçi Ağı, bütün eşcinsellerin "şarkıcı" veya "modacı" olamayacağından hareketle her meslekte gey ve lezbiyen çalışanlar olduğunu kendi hayatlarından biliyordu.

O dönemki talep aslında bugünküne benzer: Çalışma hayatında ve mevcut sendikal alanda cinsel yönelim ayrımcılığına ve homofobiye karşı mücadele, sadece gey ve lezbiyen çalışanların sorunu olarak kabul edilemez, edilmemeli! Eşitlik ve adalet herkes için olacaksa, çalışma hayatında ve sendikalarda da gey ve lezbiyen çalışanların da olduğu gerçeği kabul edilmelidir.

2005 yılında ise dernekleşme süreciyle birlikte dernek faaliyetlerine yoğunlaştık. 2006 yılında Homofobi Karşıtı Buluşma etkinliklerine başladık. Bu buluşma kapsamında LGBT'lerin çalışma hayatında karşılaştıkları sorunları da gündemleştirmeye çalıştık. 2008 yılında gerçekleştirdiğimiz Türkiye'de Eşcinsel Olmak etkinlikleri kapsamında eşcinsel ve işçi olmak söyleşisi gerçekleştirildi. 2009 yılında ise doğrudan adını koyarak çalışma hayatını yeniden gündeme aldık. "Sendikalara ihtiyacımız var", LGB çalışanların sorunları ve sendikal sorunlar araştırmasını gerçekleştirdik. Araştırmaya paralel olarak da bir rapor yayınladık. Bu rapor ile 2000 yılında ilk kez dikkatlerini çektiğimiz sendikaların yeniden yüzlerinin bize dönmesini sağladık.

Bu arada önemli bir gelişmeyi atlamak lazım. 2000’lerin ikinci yarısında sivil anayasa tartışmaları yükseldiği bir dönemde herkes kendi durduğu yerden anayasa talebini dile getirdiği bir dönemde DİSK ve KESK de anayasa taleplerinin içine cinsel yönelim ayrımcılığını anayasanın 10. maddesinde yasaklanması gerektiğini almıştı.

2009 yılında çalışma hayatı raporunun yayınlamasına paralel olarak eğitim çalışma grubunda; Remzi Altunpolat, Seçin Tuncel, Evren Çakmak ve benim dahil olduğum bir grup, Kaos GL’nin sendikal hareketle ilişkisini güçlendirmek için sendikaların kapısını çalmaya hazırlandık.

Sonrasında neler oldu? Neler yaptınız?

Evren Çakmak: Çalışma hayatı insanların yaşamları boyunca en çok yer kaplayan alanlardan biridir. Emek eksenli politika ve teorilerin sendikal haklara yaklaşımını bir kenara bıraktığımızda bile; insanın, emeğini ortaya koyduğu bu alanda haklarına erişimin ne kadar elzem olduğunu hayatımızın ne kadarını iş yerinde geçirdiğimizi gözden geçirerek idrak edebiliriz. O sebepledir ki, hangi amaç için mücadele ediyorsak edelim iş yerlerimizdeki haklarımız için verdiğimiz mücadele hayatımızın ana patikalarından birisi olmak zorundadır.

“LGBT Hakları Sendikal Haklardır” sloganı da tam böyle bir düşünce ile ortaya çıktı iki binlerde. Aslında baktığımızda bize göre gayet net bir söylemdi. Ama bunu diğer insanlara anlatmak, sendikal hareketin “başka” alanlarında mücadele eden omuzdaşlarımızı bu konuda ikna etmek o kadar da kolay olmadı. Elimizde iki büyük avantaj vardı. Bunlardan biri Kaos GL’nin yüzüne kapanan kapıları açmaya pek bir alışık olan geleneğinin varlığı, bir diğeri de bu alanda aynı kapanan kapıları açmak için yıllarca uğraşan sendikal kadın hareketinin varlığı. Geçmişteki “Gey ve Lezbiyen İşçi Ağı” pratiğinde ürettiğimiz söylemleri birer lokum paketine sarıp başladık biz de bu kapıları tek tek çalmaya. “Hu huu içeride bizim de haklarımız var mı?”

Sendikalara yönelttiğimiz “LGBT üyelerinizin haklarına erişimi konusunda ne yapabiliriz” sorusu küçük uğultular yaratmaya başladığı zaman eğitim emekçilerine ikinci soruyu sorduk “Peki ya LGBT öğrenciler için ne yapacağız?”. Bu sorunun yükselttiği ses daha bir gürdü. Eğitim Sen’li yoldaşlarımız bir bir kapılarını açmaya başladı bu soruya cevap bulmak için. İlk kapımız Eğitim Sen Ankara 2 No’lu şubeydi. O zamana kadar başka alanlarda dayanıştığımız, birbirimize omuz verdiğimiz arkadaşlarımızla bu sefer LGBT öğrencilerin gasp edilen haklarını konuşmak için bir aradaydık. Giderken aldığımız çaya şekere kadar hatırlıyorum o günü ki bence hatırlanmaya da değer bir adımdı. Ankara’yı Eskişehir, Batman, İzmir, Urfa, İstanbul izledi. Hemen aynı zamanlarda da KTÖS’le Kıbrıs. Eğitim Sen ve KTÖS sendikal alanda LGBT’lerin birlikte yürüdüğü ilk yoldaş kurumları oldu.

Biz de söyleşide Eskişehir’e geçelim o zaman. Berna sen o dönem Eskişehir’deydin değil mi? Nasıl başladı mücadele?

Berna Savcı: Eskişehir’de 2013 yılında o zamanki ismiyle Eğitim Hakları Derneği, şimdiki ismiyle Yaşam Bellek Özgürlük Derneği’nin Kaos GL Derneği ile birlikte düzenlediği, eğitim hayatında, okullarda LGBTİ öğrencilerin yaşadıkları sorunlarla ilgili yapılan etkinliğe birçok eğitim emekçisi katılmıştı. Bu emekçilerin hemen hemen hepsi Eskişehir Eğitim Sen kadın komisyonunun üyesiydi. Bu etkinlik sonrasında eğitim emekçileri ve Eğitim Sen üyesi kadınlar olarak LGBTİ “meselesini” gündemimize aldık. Bununla birlikte Eğitim Sen Eskişehir Şubesi’nde heteroseksizm karşıtı öğretmenler olarak bir araya geldik. Yine okul yaşamında karşılaşılan sorunlarla ilgili birtakım etkinlikler yaptık. Şube genel kurullarında heteroseksist bir sendika istemediğimize dair konuşmalar yaptık. Şimdilerde aktif olarak çalışan bir grup yok Eskişehir'de ancak, heteroseksizme karşı olan ve bu mücadeleyi sendika içinde dile getirmekten asla vazgeçmeyecek bir öğretmen ağı olduğunu söyleyebiliriz. Eskişehir örneğinde olduğu gibi Eğitim Sen içerisinde LGBTİ hareketini sahiplenenler çoğunlukla kadınlar oluyor dersek pek haksızlık etmiş olmayız sanırım. Hala birçok şubede etkinlikler kadın meclisleri ya da komisyonları üzerinden yürüyor. Öğretmenlerin sendikada düzenledikleri etkinliklerden sonra o şehirde heteroseksizm karşıtı bir ağ doğalında oluşuyor.

Peki ya İstanbul? Orada nasıl ilerledi?

Ada Ümmühan Köse: Tekel direnişi başlangıçsa ikinci dalga Gezi direnişiyle olmuştur denilebilir. Gezi direnişiyle beraber yerele inme, siyasi partilerde temsil edilme yanında sendikalarda da farkındalık ve görünürlüğün artmasına sadece öğrenciler için yapılan çalışmalarla sınırlı kalmamaya başladı. Gezi ile birlikte çalışanların da görünmesine ve komisyonların kurulmasına yol açmıştır diye düşünüyorum. Eğitim-Sen bu sürecin sonunda 2014 yılında komisyonlarında önerileriyle tüzüğüne cinsel yönelim ayrımcılığını koydu.

Berna’nın da belirttiği gibi sendikalarda LGBTİ mücadelesi genelde kadınlar üzerinden yürüyor ve aynı dirençlerle karşılaşıyor. Kadın hareketi için söylenen “kadın ayrı örgütlenirse mücadeleyi böler” direnci ve algısı LGBTİ’ler içinde geçerli gibi geliyor bana. “Ne gerek var ki biz zaten ayrımcılıkla mücadele ediyoruz?”. Tabi yanında “bizim zaten öyle üyemiz yok ki, görünür olmayan üye için biz nasıl mücadele ederiz” vb. savunmalarla karşılaştık.

Bizim kurulma öykümüz de Gezi sonrası esen rüzgarla birlikte başladı. Gezi’de bu kadar dirsek temasında bulunduğumuz mücadele arkadaşlarımızdan aldığımız şevk ve Ayşe Panuş’un dirayeti ve sürekli “hadi sendikada LGBT komisyonu kuralım” ısrarıyla bizleri bir araya getirmesi sayesinde o dönemki Kadın sekreterimiz Aliye Dülger’in de yoğun çaba ve desteğiyle İstanbul 3 No’lu Şube’deki komisyonumuz resmî olarak ilk kurulan komisyon oldu. Allah'ımıza bin şükür!

Yine başlangıçta özellikle Ayşe ve Esin’in Hollanda ziyaretleri ve buradan edindikleri deneyim ve Kaos GL’in yine İstanbul'da gerçekleştirdiği LGBTİ sendikal mücadele deneyimlerinin paylaşıldığı çalışma bizim için çok ufuk açıcı ve neyi nasıl yapabiliriz için yol gösterici olmuştu.

Komisyon bir yandan Kıbrıs’ın kuzeyi ile birlikte uluslararası nitelik taşıyor değil mi? Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası’nda nasıl ilerledi çalışma? KTÖS özellikle senin vasıtanla genel başkanlık düzeyinde LGBTİ haklarını destekleyen bir sendika…

Semen Yönsel Saygun: Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği çalışmalarına 2010 yılında bir grup öğretmenin insiyatif alarak bir araya gelmesiyle başladı. Sendikanın üyelerinin yüzde yetmişi kadın olduğu halde bu oran sendikanın yönetimine yansımıyor ve kadın öğretmenler çalışma komitelerinde bile görev almaktan çekiniyordu. LGBTİ öğretmenler ve onların yaşadıkları sorunlar ise tamamen görünmezdi, tanımsızdı. TCE Komitesi çalışmalarına kendini eğiterek başladı. Kıbrıs’ın kuzeyindeki yasalar, Kadının İnsan Hakları Eğitimi, Eğitim Sen Kadın Eğitici Eğitimi derken çalışmaların LGBTİ hakları konusunda eksik kaldığını fark etmiştik. Yola devam ederken öğretmenlerin toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığını ölçen anket çalışması yaptık. Ardından ders kitaplarındaki cinsiyetçi ve heteroseksist unsurları tarayıp raporladık. İşte bu çalışmalar devam ederken LGBTİ hakları konusunda sendikanın yönetiminin ve onlar aracılığıyla öğretmenlerin farkındalığını yükseltmek için birlikte çalışabileceğimiz bir LGBTİ örgütü arayışına girdik. İstanbul’da yaşayan bir arkadaşımız aracılığıyla Kaos GL ile tanıştık. Kaos GL’nin İstanbul’da Eğitim Sen de yapacağı bir çalışmaya biz de katılmak istedik ve katıldık. Kaos GL ile KTÖS ün bu tanışması LGBTİ alanında yaptığımız bütün çalışmaların başlangıç noktasıdır. Kıbrıs’ta Kuir Kıbrıs Derneği ile birlikte sendikanın yönetim kuruluna bir kavramlar ve LGBTİ hakları konularını içeren çalışma yaptık. Bu çalışma sendikanın genel merkezinde yapılan ve çeşitli, tepkilere maruz kalsa da kalıpları yıkan bir çalışma oldu.

2012 yılından sonra Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası olarak LGBTİ hakları konusunda her zaman taraf olmaya başladık. Ülkemizde LGBTİ hakları konusunda mücadele ederken her zaman karşımıza Fasıl 154 Ceza Yasasında yer alan ‘doğaya aykırı cinsel ilişki’ maddesi çıkıyordu. Bu utanç verici madde ülkemizde cinsel yönelimi ne olursa olsun herkes için bir sorun demekti. Bu maddenin değişmesi için yurtdışından çeşitli sivil toplum örgütlerinden temsilcilerin yaptığı toplantılara katılmaya ve bu konuda taraf olmaya başladık. Daha sonraları da bizim gibi düşünen sivil toplum örgütleri ve feminist örgütlerle dayanışma içine girip ceza yasasının değişmesi için bir kampanya başlattık. Bu kampanya sonucunda 27 Ocak 2014 de ceza yasasında gerekli düzenlemeler yapılmış ve kişilerin cinsel yönelimlerinden, cinsiyet kimliklerinden veya cinsiyetlerinden dolayı ayrımcılığa uğramasının önüne geçilmiştir. 

Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası olarak öğretmenlerin toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığını artırmak için bazen yerel LGBTİ örgütümüz Kuir Kıbrıs ile bazen de Kaos GL ile pek çok çalışma yaptık. Öğretmenlerin, Kaos GL den Ali Erol ve Seçin Tuncel’in katılımıyla Kıbrıs’ın kuzeyinde homofobi karşıtı buluşmalar gerçekleştirdik. Bu buluşmalarla öğretmenlerimiz alandaki mücadeleye ilgi göstermeye başladılar. Daha sonraları Eğitimde Ayrımcılık, Eğitimde LGBTİ Farkındalığı, Beden Politikaları ve Eğitim konulu seminerlerimizi Kaos GL’nin ve Kuir Kıbrıs’ın katkılarıyla devam ettirdik. Bu etkinlikler sürerken öğretmenlere kaynak oluşturması bakımından Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşit(siz)liği isimli bir kitapçık hazırlayıp okullarımıza dağıttık. Kitapçıkta hem sendika olarak yaptığımız çalışmalara yer verdik hem de LGBTİ kavramlar üzerinde durarak öğretmenlere kılavuzluk etmeye çalıştık. Öğretmen arkadaşlarımız sendikamızın bünyesinde bulunan radyomuzda Cinsiyetsiz Eğitim adı altında cinsiyetsiz bir program yapmaya başladılar.

Kıbrıs’ın kuzeyindeki ceza yasasındaki değişiklik mücadele alanımızın genişlemesine olanak sağlamıştı. 17 Mayıs Uluslararası Homofobi Karşıtlığı Günü ülkemizde çeşitli etkinliklerle kutlanmaya başladığında biz de Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası olarak hemen organizasyonda yer almaya ve destek vermeye başladık. Önceleri bu organizasyona destek veren tek sendika bizdik ancak sonraki yıllarda sendikaların katılımı da sağlanmaya başlandı. Bu bizim için sevindirici bir gelişme olmuştu.

Kıbrıs’ın kuzeyinde ceza yasası değişikliği sürecinde bir araya gelen sivil toplum örgütleri ve sendikalar Aile Yasası Değişik Önerisi için yeniden bir araya geldi. Bu mücadele sonunda da yasada kadının kendi soyadını taşıması ile ilgili değişiklikler yapıldı. Ayrıca aile yasasındaki ‘karı’ ‘koca’ tanımlamaları kaldırılarak yasa cinsiyetsiz bir dille yazılıp ‘taraflar- eşler-kişiler’ tanımlamaları kullanıldı.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği için mücadele eden ve çeşitli örgütlerden gelen bireyler olarak bu konudaki mücadelemizi ortaklaştırmak için bir adım daha attık ve 2014 yılında Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Platforumu’nu oluşturduk. Platforma 22 örgüt katılmıştı. İçimizde sendikalar, siyasi partiler, alan örgütleri, feminist örgütler ve LGBTİ hakları için mücadele eden örgütler vardı. Ortaklaşan bu mücadele bizlere büyük bir ivme kazandırdı. Artık sözümüz daha güçlü ve etkili olmaya başladı. 8 Mart, 25 Kasım, 17 Mayıs gibi günlerin etkinliklerini artık TCEP çatısı altında birlikte yaptık.

*Bu söyleşi ilk olarak Kaos GL Dergisinin 154. sayısında yayınlanmıştır.