Kültür Sanat

Viktoryen dönemin eşcinsel arzuya bakışı

8 Ağustos 2017
Haber: Kaos GL

19. yüzyıl Britanyası cinselliğe -özellikle de eşcinselliğe- karşı oldukça bağnazdı. Ya da gerçekten öyle miydi? Holly Williams’ın kalemine göre, ressam Simeon Solomon’un hayatı ve eserleri bu görüşe hem onay veriyor hem de karşı çıkıyor gibi görünüyor.

Holly Williams’ın BBC’deki “The Victorian View of Same Sex Desire” başlıklı makalesini Zeynep Gürsaz ve Ege Baran Dalmaz, KaosGL.org için Türkçeleştirdi.

Londra’nın Tate Britain sanat galerisinin ev sahipliği yaptığı Queer British Art adlı yeni sergi, 1861’de başlayıp 1967’de biten, yani; eşcinselliğe reva görülen idamın yürürlükten kaldırılmasıyla başlayıp çift taraflı rızayla erkekler arası cinselliğin İngiltere ve Galler’de yasallaşmasıyla biten dönemi, akışkan cinsiyet kimliklerini ve eşcinsel arzuları yansıtan bir yüzyılı aşkın döneme ait eserleri sunuyor.

Serginin gittikçe açık saçıklaşan ve arsızlaşan sembollerle, kademeli bir açılış yapacağı beklentisinde olabilirsiniz. Ama pek de öyle değil: en başlarda sergilenen sanatçılardan biri olan Simeon Solomon’un – “sanat için sanat” akımının bir parçası ve Ön-Raffaeloculuk akımının uçlarında olan bir genç – eseri, 1800’lerin ortası kadar eskiye dayanan eşcinsel arzuyu baskın bir şekilde yansıtıyor.

Solomon’un 1865 çizimi olan The Bride, The Bridegroom and Sad Love adlı eseri – özel bir koleksiyonda bulunan – sergilenen diğer eserlere nazaran daha açık saçıktır. (Kaynak: Tate Britain)

Karşınızda The Bride, The Bridegroom, and Sad Love: 1865’ten bir tablo. Damat ile gelin oynaşırken damadın eli, arkasından, gerçekten çok üzgün görünen kanatlı genç erkeğe uzanıyor. Damat, saygıdeğer ve hetero bir evlilik uğruna eşcinsel aşktan vazgeçiyor olabilir, fakat adamların parmakları çıplak bir kasığın önünde iç içe geçiyor… Yasaklanmış ve karşı çıkılmış aşk ile tutkunun bir yansıması olan bu tabloya bugün baktığımızda, her şey gayet açık saçık görünüyor.

Peki bu tablo 19. yüzyıldaki insanlar için de açık saçık mıydı? Özellikle bu tablo – özel bir koleksiyondan alınan – göz önüne alındığında, muhtemelen öyleydi. Fakat, Viktoryen dönemin sanat kurumlarının merkezindeki Royal Academy enstitüsünde sergilenmiş olan Simeon, oldukça rağbet gören ana akım bir sanatçıydı da. Aynı zamanda, halka sunduğu eserlerinin çoğu şaşırtıcı derecede cesur eşcinsel tasvirlere ev sahipliği yapmıştır. Genellikle efemine ya da belirsiz cinsiyetli çıplak genç erkekleri içeren ve Antik Yunan/Roma efsanelerini işleyen resimlerinin çoğunda, eşcinsel arzu gizlenmiş bir gerçekliktir.

Sappho and Erinna in a Garden at Mytilene, iki Yunan kadın şairin kendinden geçerek sarılışını tasvir eden 1864’ten bir suluboya. (Kaynak: Tate Britain)

1864’te yaptığı Sappho and Erinna in a Garden at Mytilene adlı suluboya eserinde olduğu gibi, lezbiyen aşkı çok bariz tanımlamalarla resmetmiştir. Tate Britain’ın müze sorumlusu olan Clare Barlow, “Bu, kadınların duyduğu eşcinsel arzunun çok açık bir tasviridir” diyor. “Pornografik derecede bir açıklık değil ama tutkulu öpüşme, kendinden geçme hali ve kızarmış yanaklar… Görmek isteyen için her şey ortada. Bence o, zamanın diğer sanatçılarından daha ileride” diye de ekliyor.

Şaşkınlıktan açık kalan ağızlar

Solomon, Ön-Raffaelocular tarafından beğenilse ve büyük galerilerde sürekli eserleri sergilense de eleştiriler genellikle rahatsız ediciydi. Barlow, Ön-Raffaelocuların ve “sanat için sanat” akımının çıplaklığa yaklaşımına – bütün bu özensizce giydirilmiş genç vücutlara ve bayık bakışlı, mahmur surat ifadelerine – olan tepkilerin o zamanın kaygılarıyla dolu olduğunu belirtiyor. Bu eserleri eleştirenler her ne kadar çıkıp da bunları homoerotik ve sapkın olarak açıkça etiketleyemeseler bile, rahatsızlıklarını sık sık dile getirmekten çekinmediler.

“Bir miktar belirsizlik olduğu sürece 19. Yüzyıl halkı her şeyi görmezden gelmeye hazırdı”

Barlow, sadece Solomon hakkında değil, Frederic Leighton (hiç evlenmemiş ve cinsel yönelimi hakkında çok fazla spekülasyon bulunan) ve Edward Burne-Jones (baskın olarak hetero olduğu düşünülen) gibi başka sanatçılar hakkında da “Yozlaşmış, feminen ya da mide bulandırıcı gibi sözler sıklıkla karşımıza çıkar – çok fazla şüphe var” şeklinde konuşuyor. 1865’te Pall Mall Gazette Burne-Jones’un tarzını “baştan çıkarıcı ama maskülen olmayan bir şey” diye yorumladı; Spectator gazetesi de “Sayın Solomon’un yapıtlarını çok fazla eleştiren yavan duyarlılık” diye iğneledi. Times gazetesi, Leighton’ın Daedalus and Icarus’una çıplak Icarus’un “bir delikanlıdan ziyade kız çocuğu” havası taşımasından dolayı, dolgun göğüslerinde “kadın göğsünün yumuşak hatlı izlerine” sahip olmasına dikkat çekerek söylendi.

Times gazetesi eleştirmeni Frederic Leighton’ın Daedalus and Icarus adlı eserinde çıplak Icarus’un “bir delikanlıdan ziyade kız çocuğu” havası taşımasını eleştirmiştir. (Kaynak: Vikipedi)

Bir miktar belirsizlik – hem eserde hem de sanatçının eğilimlerinde – olduğu sürece 19. yüzyıl toplumu bütün bunları görmezden gelmeye hazırdı. Ya da en fazla şaşkınlıktan ağızlarının açık kalmasıyla yetiniyorlardı. Günümüzde bakıldığında bile apaçık homoerotik gözüken eserler, Antik Yunan/Roma erkek çıplaklığı, Helenik genç güzelliği ideali, ya da asil erkeklerin arkadaşlığının övgüsü çerçevesinde rahatça barınabilmekteydi. Barlow, bu tür kılıfların “eserlerin homoerotizm olarak algılanma ihtimalini gizlediğini” belirtti.

Skandalın izleri

1873’te Solomon, bütün kulaktan dolma şüpheleri bir adamla Oxford caddesindeki bir umumi tuvalette cinsel ilişkiye girerken yakalandıktan sonra gayet açık bir şekilde onaylamış bulundu. Otuz iki yaşındaki Solomon’un “oğlancılığa teşebbüs”ten yargılanması ve 100 pound cezaya çarptırılması skandala sebep oldu; başarılı bir kariyer aniden çöküşe geçti. Ertesi yıl da Paris’te bir tuvalette “uygunsuz elleşme” sonucu bir kez daha tutuklanmasından sonra, kodeste üç ay geçirdi. Solomon akıl hastanelerine kapatıldı ve ömrünün geri kalanını beş parasız ve muhtaç bir şekilde alkolle savaşarak geçirdi. Gözler önünde eriyip gitti.

“Simeon’un ünlü arkadaşları ona sırtını döndü ve kimsesizler evinde hayatını kaybetti”

Barlow, “Bu devrin sanatçıları elle tutulur bir kanıt olmadığı [ya da olmadığının iddia edilmesiyle] sürece çoğu suçlamadan kurtulabilirdi.” diye belirtiyor ve “Ne zaman ki Solomon yakalandı, yozlaşmışlığı ve hastalıklı hali hakkında ortalıkta dolaşan bütün bu dedikodular, eşcinselliğini gün gibi açığa çıkardı” diye sözlerine devam ediyor.

Solomon’un hikayesi – ünlü arkadaşlarının ona sırtını dönmesi ve 1905’te Covent Garden’da bir kimsesizler evinde hayatını kaybetmesi – hüzünlü olsa da ağızları açık bırakan bir azim ve inançla yeni eserler yaratmaya devam etti. Hayatının ilerleyen yıllarında da, eşcinsel çevrede ekol gibi bir konuma gelmeyi başardı. Ön-Raffaelocularına ün kazandıranlardan biri olan Frederick Hollyer, Solomon’un eserlerinin fotoğraflarını sattı ve Oscar Wilde, denemeci ve eleştirmen olan Walter Peter ve yazar olan John Addington Symonds gibi isimler de bu fotoğrafları alanlar arasındaydı. Barlow şakacı bir tavırla, “1890’larda çekici genç erkekleri baştan çıkarmaya çalışıyorsanız, onlara Simeon Solomon’ın Hollyer baskılarını göstermek işinize yarar” diyor.

Queer algısı

Queer British Art, genellikle eserleri sanatçının hayatı çerçevesinde okumayı (yahut tekrar tekrar okumayı), cinsel arzuları hakkında öğrendiklerimizin – ya da tahmin ettiklerimizin – yeni anlamlar geliştirmesine izin vermeyi, gerektiren ve yönlendiren bir sergidir. Barlow, “Yazarın hayatını eserin içerisinde aramak her zaman cezbedici bir şey olmuştur – bu, aydınlatıcı ama aynı zamanda da zor bir şey olabilir. Fakat Solomon, hayatının son döneminde, korkunç derecede acı dolu ve fazlasıyla sembolist bir dizi eser yarattı” diyor. Barlow, kadın olması gerekirken erkek olarak tasvir edilmiş ve eziyet edilmiş bir dizi Medusa kafasına dikkat çekiyor. Latin yazıtlarında Medusalardan, “En iyinin başına gelebilecek en kötü şey ahlaksızlaşmaktır” gibi şeyler söylenerek ya da The Tormented Conscience (Eziyet Edilmiş Vicdanlar) gibi isimler verilerek maskülen olduklarından bahsedilmiştir.

Pek çok iyi Victoria dönemi sanatçısını objektif önünde giyinip kuşanıp poz vermeye ikna eden David Wilkie Wynfield tarafından çekilen bir fotoğrafta, Solomon doğulu kıyafetlerle gösterilmiştir. (Kaynak: Vikipedi)

Tate Britain’ın sergisi Solomon ile başlıyor olabilir fakat, ardından crossdresser sahne yıldızları David Hockney ve Francis Bacon, Oscar Wilde’ın duruşması ve Bloomsbury Group’un sanat ve yaşam hakkındaki deneyleri şeklinde ilerliyor. Sergi, “Eserler ve onları çevreleyen queer hikayeler arasındaki, bazen kendi hikayelerinden bazen queerliğin göreceliğinden ya da bazen de queer hassasiyetinden gelen, pek çok farklı bağlantı noktasına dikkat çekmeyi” amaçlıyor şeklinde açıklıyor Barlow.

“Yaptığımız şey, bu yorumlar en ön plana koyulduğunda ne olduğunu görebilmek: anlayabilme yetimize yardımcı mı oluyor, yoksa dikkat mi dağıtıyor? Böyle bir ihtimal gerçekten var. Bu eserlerin sadece bu şekillerde yorumlanabileceğini iddia etmiyoruz fakat queer hikayeler, genellikle, eserlerde daha önce görülmemiş şeylerin görülmesini kolaylaştırır.”

Yine de konu Solomon’un bazı resimlerine gelindiğinde, günümüz insanlarına en şaşırtıcı gelebilecek şey, açıklamaya ve yoruma ne kadar az ihtiyaç duyulduğu, bu 19. yüzyıldaki eserlerin queer yorumlarını nasıl da halihazırda sunduğudur. Onun resimleri insanın içinde bir burukluk yaşatıyor: Toplumdan itelenmiş, yapayalnız bırakılmış Solomon’a üzülmemek elde değil.