Kültür Sanat

“Tendeki İsyan”: Süt, pil, iğne, kül… Hepsi bu kadar…

Cuma, 11 Ağustos 2017

Nimet Arıkan: “Kadınlar orada unutuldukları için unutmamak istiyorlar ve sessiz dillerini her daim başkalarına okutmak için cezaevinde dövme yaptırıyorlar.”

Amazon Dövme'de Nimet Arıkan

Karakarga Yayınları’ndan Mayıs ayında yayınlanan “Tendeki İsyan: Kadın Bedeninde İsyan ve Mahkûmiyetin Hikâyesi” dövme sanatçısı Nimet Arıkan’ın cezaevindeki kadınlar arasında kendisi de cezaevindeyken hazırladığı bir araştırma. Bu araştırma, eril tahakküm ve heteronormatif toplum düzeninin kurallar, yasaklar, diyetler getirdiği kadın bedenine dair şöyle bir soru sorduruyor: Kadınların “suçlu” olarak bulundukları cezaevinde bedenleri üzerindeki tasarrufu nasıl değişir?

“Tendeki İsyan”, giriş bölümünde yer alan boyanmanın bedene imler bırakmanın tarihini, ardından cezaevinde dövme yaptıran kadınlara uygulanan anketler ve daha sonra Nimet Arıkan’ın cezaevinde dövme yapma deneyimini anlattığı bir bölüm ile kendisine gönderilen mektuplara yer veren oldukça geniş bir çalışma. Kitabın son bölümünde, Nimet Arıkan’ın cezaevi günlüklerine yer alıyor.

Süt, pil, iğne kül… Cezaevindeki kadınların bedenlerine not düştükleri, unutmamak ve unutulmamak için kendilerine iz bıraktıkları, belki de erkeklerin dünyasından kaçabildikleri bir işaret çaktıkları cezaevi dövmeleri için bu malzemeler yetiyor. Hem dövme sanatını hem cezaevini hem de “Tendeki İsyan”ı konuştuk Nimet Arıkan’la. Arıkan, bize, işledikleri suç ne ise bir de toplumsal cinsiyet rollerine uyumlu ve edepli olmadıkları için ayrıca cezalandırılan kadınları ve dövmelerini anlattı.

“Dışarıda görmezden gelinen kadınlar hapishanede daha görünmez oluyor, görmezden geliniyor”

Siyasi gerekçelerle girdiğiniz cezaevinde yapılan bir araştırmanın sonucu bu kitap. Nasıl hazırlandınız, zorluklar yaşandı mı anketleri toplarken?

Öncelikle cezaevine giriş sürecini kısaca anlatayım ki zorlukları daha iyi yansıtabileyim. Daha önce tahliye olduğum bir siyasi davamın Yargıtay tarafından cezasının yükseltilmesi sonucu ikinci kez cezaevine götürüldüm 2007 yılında. Cezaevine girmeden önce dövmeciydim ve yaklaşık yedi yıldır dövme yapıyordum. Sonrasında kendimi tekrar cezaevinde bulunca algıda seçiciliğin de getirdiği bir bakışla kadınlardaki dövmeleri görmeye başladım. İlk sekiz ay adli bölümde siyasi olmayan kadınlarla kaldım. Orada dövme popülasyonu çok daha yaygındı. Ve hapishane dövmesinin sadece erkeklerde olduğunu sanmamızı kıran bir dünya vardı orada. Orada anladım; dışarıda görmezden gelinen kadın dünyasının hapishanede daha görünmez olduğu, görmezden gelindiğini. Ve araştırma yapmaya karar verdim, bir derleme, tespit çalışması olacaktı.

Tabi ki hiç kolay olmadı. Çünkü orada onlarca koğuş vardı ve o koğuşlardaki kadınlara ulaşmak imkânsız gibiydi. Herkesin havalandırması farklıydı ve o kadınlarla karşılaşmak sohbet etmek oldukça zordu. Ancak hastaneye ya da mahkemeye ya da koğuş dışı bir etkinliğe giderken görebiliyordunuz ki onda da iletişim kurmak ayrıca zordu. Ben de kendi koğuşumdaki kadınlarla başladım çalışmaya. Önce onların benim samimiyetime inanmaları önemliydi. Sonrasında o kadınlar başka kadınlara ulaştı. Burada nasıl iletişim kurduğumu detaylı anlatamayacağım ama şöyle düşünün, mazgal deliklerinden, parmaklıklar ardından, koridor köşelerinden kurulan zorlu bir iletişimdi.

Cezaevi dövmeleri neden ilgini çekti?

Söylediği gibi ikinci defa cezaevine girdiğimde 2007 yılıydı ve yaklaşık 7 yıllık dövmeciydim. Cezaevindeki kadınların dövmeleri ve dünyaları ile ilgilenmem de hem benim siyasal dünyam hem de dövmeci oluşumla ilgili oldu.

Kitap aslında 2007 yılında yeniden cezaevine girdiğiniz süreçte derlenmiş. Neden bir on yıl sonra basıldı?

Evet, kitabı cezaevindeyken hazırladım ama ben dışarı çıktığımda 2010 da tamamen düzenleyebildim. Sonrasında ise herhangi bir yerde yayınlamak istemedim. Kitabın hedeflediği kitle bu dünyayı önemseyecek kitle olmalıydı. Konu sadece dövme değildi çünkü. Hapishane gerçeğinde kadınların dünyasıydı. Bu alanda ilgili gördüğüm yerlere sundum. Bunlardan biri Amargi idi. Ama o süreçte Amargi kapanma sürecini yaşıyordu ve kitap maalesef istediğim yerlere ulaşamadı. Ben de vazgeçtim ve beklemeyi tercih ettim. Çünkü bu özel bir çalışmaydı ve beklemeye değerdi. Olmadı hatırası olsun diye bir de demo kitap bastırdım elimde tutuyordum. Sonrasında bu yıl Karakarga yayınlarından arkadaşlar ilgilendiler. Çünkü bugüne kadar basında o kadar çok röportajı çıkmıştı ki kitabın. Yani kitap yayınlanmadan önce birkaç yıla yayılan bir röportaj ve tanıtım yapılmıştı. Karakarga yayınları ilgilenince ben de artık zamanını geldiğini düşündüm ve kitabı onlara teslim ettim.

Kitapta dövmenin tarihsel dönüşümü de yer alıyor. Yüz boyamadan bugüne senin için dövme ne anlama geliyor?

Dövme tarihi tabi ki insanlık tarihinin başka bir yazılı kitabı aslında. Binlerce yıl insanlar sadece mağara duvarlarına, tabletlere, papirüslere ve kitaplara yazmadılar hikâyelerini. Dövme de bunun canlı taşıyıcısı oldu. Günümüzde sadece felsefi bir bakış açısıyla dövme yapılmıyor. Popülist dövme dünyasının varlığı bile aslında hala hikâyesini anlatan bugünün insanlarını anlatıyor. Post-modern bir anlatım var ve yine gerçek dünyayı anlatıyor. Moda diye özenti diye yapılmaları bile bugünün insanının halini tarihe kazıyor bedenleriyle. O yüzden yazılı tarih bedende de devam ediyor diye düşünüyorum.

“Orada unutulan kadınlar, bunu unutmamak için dövme yaptırıyorlar”

Cezaevinde kadınlar unutmamak için dövme yaptırıyorlar diyorsunuz. Unutmamak neyi sağlıyor? İsyanı deriye işaretlemek yeni bir başkaldırı mı?

Çoğunlukla unutmamak için yaptırıyorlar demiştim ama unutmamak aslında unutulmamakla da bağlantılı. Onlar orada unutulan kadınlar. Onlara kalan hatıraları, orada oluş sebepleri, özlemleri ve isyanları var sadece. Kadınlar unutuldukları için unutmamak istiyorlar. Tabi ki bir çeşit isyan dövme. Kendilerini göstermek sessiz dillerini her daim başkalarına okutmak bir yerde. Unutmayalım cezaevine giren bir erkek ailesinin bakması gereken zor durumdaki kişi olarak algılanırken, bir kadın ve erkek dışındaki tüm bireyler lanetlenmiş gibidir. Onlardan bir an önce kaçmak, terk etmek bir çeşit toplumsal uzlaşı sanki. Orada daha ilk aylarında kocaları ya da aileleri tarafından terkedilmiş birçok kadın gördüm. Çocukları yasaklanmış, yapayalnız bırakılmış. İşledikleri suç ne ise bir de cinsiyetinden dolayı, toplumsal rollerinden uyumlu ve edepli olmaları gereken rollerden çıktıkları için ayrıca cezalandırılan kadınlardan bahsediyoruz. Bundan dolayı da unutmamak, unutulmamak ve söyleyemediklerini bedenlerine işleyerek isyan eden dövmeler vardı bedenlerinde.

Gerçekten çok riskli cezaevinde dövme yaptırmak, kitapta saydığın malzemeleri düşününce; pil, sigara… Kadınlar bunun da farkındalar. Kadınların bedeni her daim bir kapışma alanı… Bu “tehlikeli” dövme macerası da buna bir meydan okuma mı acaba?

Cezaevinde bu tarz ilkel dövme yapma işlemi sadece kadınlar arasında yok. Bu tamamen cezaevine has bir durum. Çünkü orada çok şey yasak. Bazı dönemler renkli kalem yasaklarlar, bazı dönem renkli kâğıt. Bazen cam bardak, bazen metal kaşık. Bazı renkler de yasaktır mesela, mavinin tonları, yeşilin tonları, haki renkler vs. yasaktır. Kazağın içinde bir damla bile olsa o renk yasak. Bir dönem dışardan iç çamaşırı getirilmesi yasaktı. Kadınlar tek beden külot ve sutyen giymek zorunda kaldılar. Çünkü kantinde sadece onlar satılıyordu.

Şimdi bu yasaklar dünyasında yaratıcı oluyor insan. Yemek yapmak da yasak yüksek güvenlikli cezaevlerinde. Bir tek içerde kettle bulundurabiliyorsun. Çay yok, onda çay yapıyorsun, menemen yapıyorsun, biber haşlıyorsun… Anlayacağın yasak bazen dünyanı mahvederken bir yandan da yaratıcılığının önünü açıyor. Burada dövme ile ilgili bu kadınların başka seçenekleri yok. Geleneksel yönteme en yakın yolla dövme yapmaya çalışıyorlar. Geleneksel dövmede boya malzemesi kazan altındaki is ve anne sütüdür. Orada doğal isi bulamayacağı için plastik yakarak is oluşturmaya çalışıyorlar. Ya da ellerine ne geçerse. Şimdi bu yasaklar dünyasında dışardan içeriye hijyen aklı vermek komik geliyor bana. Onlara imkân veremiyorsam nasıl akıl verebilirim. Ama en azından daha az tehlikeli olanları söyleyebilirim ki kitapta onları da söylemeye çalıştım.

“Elle dövme yaparken deriyi ve iğnenin batış sesini hissediyorsunuz, dışardan duyulmayan ama parmak uçlarından beyne giden bir ses dalgası”

Sizi çok etkileyen bir dövme hikâyesi var mı aklınızda? Cezaevinden kalan bir anı? Varsa paylaşır mısınız?

Çoğunlukla yapılmış dövmeler üzerinden bir araştırmaydı benimki. Ben oradayken uygulama görmedim. Ama kendim denedim. Dövmeci olduğumu bilen bir kadın mahkûm dövmesini değiştirip değiştiremeyeceğimi sordu. Ben de makine dışında hiç bu yöntemle dövme yapmadığımdan önce reddettim. Ama sonra bu deneyimi yaşamam gerektiğini düşündüm. Ve beraber önce malzeme hazırladık plastik isi, kalem mürekkebi ve normal sütle. Sonra uygulamaya başladım. Makine ile beş dakikada yapacağım küçük dövmeyi, elle bir saatte yapabilmiş ve kan ter içinde kalmıştım. Elle yaparken deriyi ve iğnenin batış sesini hissediyorsunuz. Dışardan duyulmayan ama parmak uçlarından beyne giden bir ses dalgası. Başta ürperten sonra ciddi bir emek sürecine götüren enteresan bir deneyimdi. Ve kitabın araştırma sürecini başlatan bir eylemdi o benim için.

“Amazon Dövme’yi kurduğumda yemin ettim yanımda hiçbir erkek çalıştırmayacağım diye.”

Yazmak, çizmek, üretmek kadınların görmezden gelindiği ve erkeklere anılan alanlar. Sizin kitapta verdiğiniz bilgiler bir önyargıyı yıkıyor ve yanlış bir bilgiyi düzeltiyor aslında. Kitaptan öğrendiğimiz üzere, tarihte dövme sanatında kadınların rolü epey aktif. Bugün nasıl? Kadın dövmeci olmak istisnai bir durum mu hâlâ?

Bizim ülkemizden bahsedecek olursak benim dövmeye başladığım yıllarda yani 2000’li yıllarda çok az profesyonel dövmeci vardı. Ve aralarında görünür olan kadınlar yoktu. Bir iki kişinin adını duyuyordum ama öncelikle yanlarındaki erkekler görünüyordu. Sonraki yıllarda kadın dövmeciler çoğalmaya başladı ama yine erkek dünyasının arkasındaki sis perdesinde gibiydiler. Hep asistan gibi, yedek dövmeci gibi görünüyorlardı. Bu konuda kişisel çabalarımı, mücadelemi önemsiyorum. Çünkü kadınları yüreklendirecek ve onları görünür kılacak adımlar atıyordum bir yandan. İlk yıllarda ben de bir erkek arkadaşla beraber çalışırken bu sorunları yaşamıştım. Gelen müşteriler dâhil diğer dövmeciler kadın dövmeci varlığını zor kabulleniyordu. Hapisten çıktıktan sonra bu konuda daha ciddi adım atmaya karar verdim ve tamamen kendime ait bir stüdyo kurup adını “Amazon Dövme” koydum. Ve yemin ettim “yanımda hiçbir erkek çalıştırmayacağım” diye. Çünkü kadın dövmecinin görünür olması lazımdı ve bu da bağımsız olmakla olacaktı. Dövme camiasında bu konuda dik başlı olduğum, başlarda kimi dövmecilerin küçümsediği kimisinin ise saygı duyduğu ama asıl önemlisi kadın dövmecilerin ilham almasına yardımcı olduğum konuşuluyordu. Bu konuda pek mütevazı olmayacağım çünkü gerçekten kendi kişisel duruşumda diğer kadınlar adına da bir şeyler yaptığımı düşündüm ve bir sorumluluk aldım kendime.

Amazon Dövme'de Nimet Arıkan

Şimdi birçok çok başarılı kadın dövmeci var Türkiye’de. Yurtdışında ise oldukça yetenekli kadınlar var. Hollanda’da 4-5 yıldır yapılan Uluslararası Kadın Dövmeciler Fuarı var. İlk iki fuara katıldım ben de. Orada da gördüm ki bizim gibi Ortadoğu kafasında ülkelerin sorunu daha çok kadının arka planda kalması. Ama yine de sadece kadın dövmecilerin olduğu bir fuar orada da bir pozitif ayrımcılığın gerekliliğini ortaya çıkarmış diye düşünüyorum.

Son olarak söylemek istedikleriniz?

Son olarak kendimle ilgili bir şey söylemek istiyorum. Geçen sene Güney Afrika’da yaşamaya karar verdim. Ve Türkiye’ye belli aylarda ailemi görmek ve dövme yapmak için geliyorum. Bana ulaşmak isteyen dostlar whatsapp’tan ya da mail göndererek ulaşabilir.