Yaşam / Siyaset

Adalet Kurultayı’ndan: ‘LGBTİ hakları lükstür’ deme lüksümüz yok!

27 Ağustos 2017
Haber: Kaos GL

Adalet Kurultayı’nda “Ötekileştirilenlere Adalet” tartışıldı. KaosGL.org editörü Yıldız Tar, ‘Toplum buna hazır değil’ söylemini aşmak gerektiğini vurguladı, “Ülkenin kötüye gitmesi, sistematik olarak şiddete uğrayan LGBTİ’lerin durumlarının daha da kötüleşmesine sebep oluyor. O yüzden ‘şu anda KHK’larla uğraşırken LGBTİ’lerin hakları lükstür’ deme lüksümüz yok” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP), Adalet Yürüyüşü’nün ardından Çanakkale Ecebat Kocadere’de yaptığı Adalet Kurultayı devam ediyor.

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasıyla başlayan kurultayın ilk gününde tartışılan başlıklardan biri de “Ötekileştirilenlere Adalet” idi. Eş zamanlı yapılan çalıştaylar arasında yer alan “Ötekileştirilenlere Adalet” oturumunda ayrımcılığa uğrayan kesimlerden isimler adalet taleplerini dillendirdi.

CHP’li vekillerden yoğun ilgi

CHP’nin kurultay sonrası raporlaştıracağı “Ötekileştirilenlere Adalet” çalıştayında İstanbul Milletvekili Selina Doğan’ın moderasyonuyla Yeniköy Panayia Rum  Ortodoks  Kilisesi  ve Mektebi Vakfı’ndan Laki Vingas, Ateizm Derneği Başkanı Zehra Pala, feminist araştırmacı yazar Gülfer Akkaya, KaosGL.org editörü Yıldız Tar ve Roman Hakları Derneği’nden Yücel Tutal konuştu.

Oturuma CHP’li vekillerden de yoğun ilgi vardı. İzmir Milletvekili Özcan Purçu, İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir ve Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil çalıştayı dinledi. Beşiktaş Belediye Meclis Üyesi, LGBTİ aktivisti Sedef Çakmak da katılımcılar arasındaydı.

“Rumlar güvenlik problemi olarak görüldü”

Selina Doğan çalıştayını açılışını varoluşu ve kimliği nedeniyle ayrımcılığa uğrayan kişi ve grupların adalet taleplerinin önemine değinerek yaptı. Ardından Vingas, Rumların “en deneyimli ve kıdemli ötekileştirilen topluluk” olduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Bir dönem nüfusun önemli bir çoğunluğunu oluşturan Rumlar artık Türkiye’de çok azaldı. Neden azaldı? Nasıl azaldı? Ötekileştirdiğiniz zaman adaletsizlik doğuyor ve Rumlar güvenlik problemi olarak görüldü. Kimliğini korumaya çalışan, ancak kimliğini korumaya çalışırken vatandaşlığı sürekli sorgulanan bir topluluktan bahsediyoruz. Folklorik bir öge olmanın dışına geçmesine müsaade edilmeyen bir topluluk Rumlar.”

“Öteki olmayı kabul ettiğimiz sürece daha çok üzerimize geliyorlar”

Sonraki konuşmacı Zehra Pala bu etkinliğe davet edildiklerinde şaşırdıklarını söyleyerek, “Ateistleri özellikle kimse davet etmiyor. Son bir buçuk iki yıldır hiçbir basın bize yer vermiyor. Biz sesimizi kendi yaşadığımız ülkede duyuramıyoruz ancak yurtdışında duyurabiliyoruz. Bize sadece yabancı basın ulaşıyor” diyerek konuşmasına başladı.

Pala, dinle ilgili konuları konuşulduğunda “dine hakaret ediliyor” gibi yansıtılmasını eleştirerek şöyle devam etti:

“Öteki olmayı kabul ettiğimiz sürece daha çok üzerimize geliyorlar. ‘Hayır ben öteki olmayacağım’ dememiz gerekiyor.”

“Anayasada dinsiz olan insanların da hakları güvence altına alınmalı”

Pala, Türk Ceza Kanunu (TCK) 216. madde 3. fıkrasını hatırlattı. “Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” ifadesinde yer alan “bir kısımın” Sünni Müslümanlar olduğunu vurguladı ve ekledi:

“Öbür kısımların hepsi dava açılacak kesimlere dönüyor. Mesela ben ‘Dinlere inanmıyorum, dinler sorgulanmalı’ dersem direkt buradan dava açılabiliyor. Ama Nihat Hatipoğlu ‘Ateistlerin babası şeytandır. Hatta şeytan bile onlardan daha temiz, hiç değilse inanıyor’ benzeri bir ifadeyi bir iftar programında çok rahat kullanabiliyor. Bu konuşma vergisi benden çıkan TRT’de yapılıyor. Biz buna dava açtık. Bize din adamı olduğu için böyle bir açıklama yapabileceğini söylediler. Anayasada dinsiz olan insanların da hakları güvence altına alınmalı.”

“Yuva denilen şey atölye, anne denilen ise işçi”

Gülfer Akkaya ise “Toplumun yüzde 50’si olan kadınlar öteki olamaz” diye başladığı konuşmasında şunları kaydetti:

“15-16 yıllık AKP iktidarının kadınlar açısından bir farkı var. 80’lerden 2000’lerin başına kadar feminist mücadele ile eşitlik sağlanamasa da kadın-erkek eşitliği fikrini toplumun önemli bir kısmı kabul etmiş oluyor. Ancak AKP ile birlikte bu fikirden de vazgeçildi. İslami değer ve usuller üzerinden bir kadın algısı tanımlandı.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Kadın erkek eşitliği fıtrata ters” açıklamasını hatırlatan Akkaya, “Kanuni hakların dahi KHK ile kaldırıldığı bir dönemdeyiz. Şeriat ülkeye KHK’larla geliyor” dedi.

Akkaya aile politikalarını eleştirerek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yuva denilen şey atölye, anne denilen ise işçi. Ücretli alanda sömürülürsünüz ama evde bir de dövülürsünüz. Kadın Bakanlığı Aile ve Sosyal Politikalar’a dönüştü. Türkiye Cumhuriyeti bir erkekler cumhuriyetidir. Yeniden Kadın Bakanlığı kurulmalı ve CHP de kesinlikle bunu talep etmeli.”

“LGBTİ’leri sonradan keşfetmiyoruz, sadece yok saymayı bırakıyoruz”

KaosGL.org editörü Yıldız Tar konuşmasına “öteki” ifadesini eleştirerek başladı. “Öteki; egemenin verdiği bir isim ve sıfattır. Bu ismi ve sıfatı nasıl kazandığımıza bakmamız lazım” dedi.

LGBTİ’ler söz konusu olduğunda ilk refleksin çoğu zaman “Daha önce duymadığımız, varlığından haberdar olmadığımız bir kesim” olduğunu hatırlatan Tar sözlerine şöyle devam etti:

“Tam olarak yanlış bu noktada başlıyor. LGBTİ’lerin varlığını bu kadar geç görmemizden başlıyor. Kabul etmek ya da tanınmaktan bahsetmiyorum. Var olduğunu görmek bile nasıl bu kadar büyük bir soruna dönüşüyor? Bunun yanıtı ilkokulda ‘Erkek Fatma, Kız Ali’ diyerek başlayıp bütün bir eğitim hayatı boyunca şiddete varan ayrımcılıkta gizli. Bütün eğitim hayatı boyunca var olmasına dahi müsaade etmediğimiz insanları sonradan keşfetmiyoruz. Kafamızı çevirdiğimiz, görmezden geldiğimiz insanlar gelip ‘Ben varım’ diyor sadece.”

“LGBTİ hakları ancak demokrasiyle mümkün”

LGBTİ’lere dönük nefret ve ayrımcılığın siyasi görüş fark etmeksizin çok farklı kesimlerden geldiğini Avcılar’daki trans kadınlara linç girişimi örneği üzerinden anlatan Tar şöyle devam etti:

“LGBTİ’lerin mücadelesi bir yanıyla adınla çağrılma mücadelesidir. Egemenin taktığı ötekiliğe karşı kendin olabilme mücadelesi. Bu mücadele hem yasalar önünde tanınma ve eşitlik ile hem de toplumsal adalet ile alakalı. Anayasanın eşitlik ilkesine cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ibarelerinin eklenmesi ve ayrımcılığa karşı korunma uzun yıllardır bir talep olarak ortada duruyor. Ancak özellikle iktidar partisi Adalet ve Kalkınma Partisi ve anayasa kampanyasında müttefiki olan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) bu talebi ya görmezden geliyor ya da reddediyor. Hatta öyle ki bu tartışmalar bir dönem anayasa tartışmalarının bloke olmasına sebep oldu ve bu homofobik ve transfobik tutumlarını çok açıktan, meclis kürsüsünden ifade ettiler. LGBTİ hakları ancak, asgari demokrasinin geliştiği insan haklarının sağlandığı bir ülkede karşılık bulabilir. Haliyle LGBTİ’lerin talepleri esasında asgari demokrasi talebi.”

“‘Toplum buna hazır değil’ söylemini aşmak gerekli”

Toplumsal adalet ve eşitlik için herkesin yapması gereken, yapabileceği bir şeyler olduğunu da vurgulayan Tar, “Örneğin CHP hem LGBTİ’lerin eşit yurttaşlık talebini destekleyerek hem de yerel seçim sürecinde LGBTİ aktivisti arkadaşlarımızın çabalarıyla başlayan bir süreci başlatarak önemli adımlar attı. Ancak bu yeterli değil. Her siyasi parti gibi CHP’nin de yerel yönetim düzeyinde LGBTİ’lerin eşit hizmet alabilmesi için hem de toplumsal dönüşüm için adım atması gerekiyor. Bunun yolu da ilk olarak kendi içinde LGBTİ’lerin eşitliği fikrini yerleştirmekten geçiyor. LGBTİ’ler CHP’ye dışarıdan gelecek, dışarıdan taşınacak bir kitle değil. CHP içerisinde siyaset yapan, üye olan LGBTİ’ler istedikleri takdirde kendilerini her yerde özgürce, ayrımcılığa uğramadan ifade edebiliyor mu? Bu sorunun yanıtına bakmak lazım. ‘Toplum buna hazır değil’ söylemleri sadece ve sadece bu sözü edenlerin önyargısıdır. Bu sözü aşmadan, LGBTİ’lerin de o toplumun parçası olduğunu kabul etmeden ilerleyemeyiz” ifadelerini kullandı.

“KHK’larla uğraşırken LGBTİ’lerin hakları lükstür’ deme lüksümüz yok”

Tar konuşmasını Kaos GL’ye dönük IŞİD tehdidi sonrası yaşananlar, Onur Yürüyüşlerine polis saldırıları ve son süreçte yaşananları hatırlatarak sonlandırdı:

“Nefret en temelde bir grubu susturma isteğidir. Çözüm nefrete uğrayan grupların bir arada durmasından geçiyor. Ülkenin kötüye gitmesi, sistematik olarak şiddete uğrayan LGBTİ’lerin durumlarının daha da kötüleşmesine sebep oluyor. O yüzden ‘şu anda KHK’larla uğraşırken LGBTİ’lerin hakları lükstür’ deme lüksümüz yok.”

“Roman mahalleleri tam bir rant alanına dönüştü”

Son konuşmacı Yücel Tutal, Romanların yaşadığı sorunları beş ana başlıkta topladı: “Eğitim, istihdam, barınma, sağlık ile önyargı ve ayrımcılık alanında sorunlar yaşanıyor.”

Romanların eğitime erişiminin ciddi manada kısıtlı olduğunu hatırlatan Tutal, “Okullarda görülen ayrımcılık çok fazla. Yine istihdam alanında işverenlerin ve resmi kurumların kişileri Roman oldukları için işe almamaları sonucu yoğun ayrımcılık yaşanıyor ve bu durum yüksek oranda işsizlik ile sonuçlanıyor.”

Tutal sağlık ve barınma alanlarında yaşananları ise şöyle özetledi:

“Hastaneye giden bir kişi Roman olduğu anlaşıldığı anda sürekli ayrımcılığa maruz kalıyor. Uzaktan tedavi gibi çok yaygın bir uygulama. Barınma konusunda ise kentsel dönüşüme artık rantsal dönüşüm diyoruz. Roman mahalleleri tam bir rant alanına dönüştü. Osmanlı’dan bile önce Romanların yaşadığı bir mahalle, Sulukule yıkıldı. Ve oraya villalar yapıldı. Bu yeni konutlara borçlanarak gittiler. Hem kendi evlerinden oldular hem de borçlandılar. Mahallelerde yıkımlar devam ediyor. Mesele sadece konut meselesi de değil. Sosyal dayanışmayı da yok ediyor.”

İlgili haber:

Adalet Kurultayı toplanıyor