Yaşam

Beden Olumlama Hareketi adına yayılan olumsuz 4 mesaj

Çarşamba, 11 Ekim 2017

Hatta, bedenimizi sevmemiz gerektiği fikrinin dayatılması trans karşıtı olabilir çünkü beden disforisi gibi gerçek bir deneyimi yok sayıyor.

Suzannah Weiss’in 23 Ocak 2017 tarihli 4 Body-Negative Messages People Spread in the Name of Body Positivity başlıklı yazısının çevirisidir. 

"Beden olumsuz" yetiştirilişimi tanımlamak için iyi bir kelime olurdu. Ben 5 yaşındayken “şişman” kelimesini, arkadaşlarımla birbirimize hakaret olarak kullanırdık. O yaşlarda bilinçli olarak karnımı içeri çekmeye başlamıştım. 12 yaşına geldiğimde daha az yiyeyim diye “sadece başkalarının ikram ettiği şeyleri yiyebilirim” gibi kurallar edinmeye başlamıştım. 14’ümde, babamın az kalori tüketme tavsiyelerini dinleyip kendim için ölçüsüzlüğü gittikçe artan yeni yöntemler yaratıyordum.

Ertesi sene, terapistim bana yeme bozukluğum olduğunu söylediğinde şaşkına dönmüştüm. Tüm bunların hepsi bana gayet normal geliyordu.

Yıllarca terapi görerek, adım adım kendime başka bir normalite buldum: Beden olumlama.

Feminist bloglar, yeme bozukluğundan kurtulma kitapları ve destek gruplarından sonra kiloyu içermeyen sağlık anlayışları, zayıflığı içermeyen güzellik anlayışları ve kendini yoksun bırakma içermeyen dinçlik anlayışları olduğunu öğrendim.

Ama beden olumlama hareketinde, ismiyle çelişkili olarak, her şeyin o kadar da olumlu olmadığını gördüm.

Hareketin içindeki bazı şeyler, iyileşmemi engelleyen beden olumsuz kültürel fikirlerden türemekteydi.

Beden olumlama hareketi tek bir şey değil ve size bahsettiğim olumsuz durumlar evrensel değil. Hatta, birazdan değineceğim çoğu sorun hareketin; zayıf-beyaz-natrans-engelli olmayan-geleneksel olarak çekici bulunan kadınlar ve tabii ki reklamcılarla ortaklaşa yürütülmesinin sonucu.

Beden olumlama hareketi, en iyi haliyle, herkesi bünyesine dahil etmelidir ve umarım ben de zamanla bu yöne doğru gittiğini görürüm.

Şimdi bedenini olumladığını iddia eden bazı insanlardan aldığım birkaç olumsuz mesajdan bahsedeceğim:

1. “Bedenini sev”

Beden olumlama hareketinden aldığım esas mesajlardan biri, herkesin bedenini sevmesi gerektiği idi.

Bunda yanlış olabilecek ne olabilir?

Herkesin bedenini sevme hakkı olduğu mesajı iyi bir şeyken, insanlara nasıl hissetmeleri gerektiğini söylediğimizde sınırımızı aşıyoruz. Ve bu tavsiyenin en çok verildiği grup olan kadınlar, zaten nasıl hissetmeleri gerektiği haddinden fazla söylenenler.

Bize “yap” diye verilecek başka bir şeye daha ihtiyacımız yok, zaten olduğumuzdan daha olumlu olmamızın söylenmesine de.

İnsanlar kadınlara gülümsemelerini ve agresif olmamalarını söyleyerek duygularını ifade etmelerini öyle kısıtlıyorlar ki, biz de başkalarını mutlu edebilmek adına kendi hislerimi bastırıyoruz.

İnsanlara bedenlerini sevmelerini söylemek yerine, beden-nötr olmak gibi seçenekleri olduğunu bilmelerini sağlamalıyız. Beden-nötr olmak, bedeninden nefret etmek ya da ona hayran olmak gibi uç fikirlere sahip olmamak olarak tanımlanabilir.

Hatta, bedenimizi sevmemiz gerektiği fikrinin dayatılması trans karşıtı olabilir çünkü beden disforisi gibi gerçek bir deneyimi yok sayıyor.

Bedene duyulan nefret ile boğuşmak acı verici olduğu kadar oldukça da anlaşılabilir bir durum ve başkalarını kendileri hakkında kötü hissetmeye teşvik etmediğimiz sürece, nasıl hissettiğimizi ifade etmeye hakkımız olmalı.

Hatta ben bedenime duyduğum nefreti sansürlenmeden, tüm haliyle hem hissedip hem de ifade edebilmeyi güçlendirici buluyorum. Benim bedenimden nefret etmem anlamsız değil ve üzücü de değil.

Bu, onu anlayışımın bir ifadesi. Bu, benim toplumdan aldığım mesajları işleme biçimim. Bu, benim kadın düşmanlığını içselleştirişim ve bunun önünü tıkamak, uğradığım baskıyı fark etmemin de önünü tıkayacaktır.

O yüzden bana bedenimi sevmemi söylemeyin. Bana benim için en iyisi neyse onu hissetmemi söyleyin. Ben bir yetişkinim, kendi kararlarımı kendim verebilirim.

2. “Yemeğin salçalısı kadının kalçalısı”

“Yemeğin salçalısı kadının kalçalısı” sözde beden olumlayan öyle popüler bir slogana dönüştü ki bir filmin adı bile yapıldı. 

Benzer düşünceleri tüm popüler kültürde görebilirsiniz. Nicki Minaj “Anaconda” şarkısında “Klüpteki çırpı kadınları siktir edin” diyor. Meghan Trainor “All About That Bass” şarkısında ise “Erkekler geceleri sarılabileceği geniş kalçalar ister” diyor.

Zayıf insanlar bedenleri nedeniyle genellikle aşağı görülmediği için, bu şarkı sözleri şişman insanları ayıplayan ifadelerle aynı sayılamazlar. Yine de, insanları görüntüsü üzerinden ayıplamak hoş bir şey değil.

Ayrıca, “kadının kalçalısı” anlayışı oldukça sorunlu çünkü kadın olmanın bazı hallerinin diğerlerinden daha az meşru olduğunu ima ediyor. Ve en meşru kadın tipinin kalçalı olduğu düşüncesi, natrans ve geleneksel olarak çekici bulunan kadınları ayrıcalıklı kılıyor.

Kadın olmayı, dişi bir bedene sahip olmaya bağlıyor ve belirli tipteki bir dişi bedeni ödüllendiriyor.

Dove ve Lane Bryant gibi markaların beden olumlayan reklam kampanyalarındaki kadınlar genelde bu ideali yansıtıyor. Hep gördüğümüz mankenler, modeller kadar zayıf değiller ama şişman da değiller ve kiloları göğüs ve kalça kısımlarında yoğunlaşmış durumda, karınlarında değil.

Bu tarz bir beden olumlama hareketi, erkek bakışına hitap ediyor. Kültürel ideale tam olarak uymayan ama yine de heteroseksüel erkeklerin genellikle gözüne hoş geldiği düşünülen kadınları övüyor.

Ayrıca kadınlar için, ideal bir beden tipinin sözünü ederek beden olumlamayı teşvik etmek, kadın olmayanları da dışlıyor. Erkekler ve ikili cinsiyet dışındakilerin de beden algıları ile sorunları var.

“Yemeğin salçalısı insanların hepsi” kafiyeli olmayabilir ama daha kapsayıcı olduğu kesin.

Lipodistrofi’si olan Beden Olumlama Hareketi aktivisti Lizzie Velasquez

3. “Erkekler tutabileceği şeyler sever”

Bu, genellikle “yemeğin salçalısı kadının salçalısı” sloganının gerekçesidir çünkü bu slogan, erkekleri memnun eden kadınların gerçek kadınlar olduğu varsayımını yansıtır.

Yeme bozukluğumun olduğu dönemde birçok arkadaşım ve akrabamdan, kilo vermemem gerektiğini çünkü kilo verirsem daha az çekici olacağımı duydum. Bu söylemler, kadınların görevinin güzel ve seksi olmak olduğu fikrini besliyor ve bu fikir de yeme bozukluğuna neden olabiliyor.

Kadınlara, diyetlerini bırakmalarını ya da yeme bozukluklarından kurtulmalarını söyleyerek erkeklerin yüzü hürmetine daha çok kilo almalarını tavsiye etmek; kadınların erkeklerin ihtiyaçları için var olduklarını söylemenin başka bir yoludur. Bu söylemler, “erkekler salyalar akıtarak memelerine ve kalçalarına bakabilsinler diye kadınlar sağlıklı, güvende ve özgür olsun”u ima ederken; olumsuz beden algısını, yeme sorunlarını ve kadınların tüm varlığını yok sayıyor.

Ayrıca kadının bedenindeki yağın, başkalarının zevki için var olduğunu iddia etmek; kadınların bedenlerinin sadece başkaları için var olduğunu ima edip kadınları nesneleştiriyor.

Daha da önemlisi, bedenimizdeki yağ bizi sıcak tutmak, hormonlarımızı düzenlemek ve başka birçok yaşamsal işlevi yerine getirmek için var. Bedenlerimiz öncelikle ve en başta kendimiz için var.

Bu söylemler beraberinde, “tüm erkekler kadınlarla flört etmek ister, tüm kadınlar erkeklerle flört etmek ister ve kadınlarla flört eden erkeklerin hepsi belirli bir kadın tipini sever” gibi bir sürü varsayım getiriyor. Ve yine bir kez daha, bedenleri ile, yemek yemek ile ve fit olma ile ilgili sorunları olan kadınlar dışındaki diğer tüm cinsel kimlikleri göz ardı ediyor.

Bariz olarak, birçok kadın erkeklere neyin çekici geldiğini umursamıyor ve erkekler de birçok farklı şeyi çekici bulabiliyor. Ayrıca, çekici olmakta kişiliklerimizin de payı var ve muhtemel flört adayını sadece görünüşüne indirgemek onu nesneleştirir.

Tabi ki “tutulacak”, “sıkılacak” bir şeylere sahip olmak sorun olmamalı. Ama sırf farazi, homojen bir grubun hoşuna gidiyor diye değil. Sorun olmamalı çünkü akıl sağlığımız ilk sırada gelmeli ve ayrıca bedenlerimiz zalimce bir muameleyi hak etmiyor.

Tutulacak, sıkılacak bir şeylere sahip olmamak da sorun olmamalı. Pek zayıf olmayan kadınları güçlendirmek adına bu tür söylemlerde bulunmak, bu sefer zayıf kadınları ayıplıyor.

4. “Tüm kadınlar kendilerini sevmeli çünkü tüm kadınlar güzeldir”

İnsanların her durumda kendilerini sevmeye hakkı var, nokta! Güzel olsalar da olmasalar da.

Ayrıca birbirinden farklı güzellik tanımları var ve tabi ki herkesin kendini ve başkalarını güzel bulmaya hakkı var. Ama “herkes güzeldir” dediğimizde, insanların kendi kendilerini tanımlama haklarını inkâr ediyoruz.  

Güzel olmasak en kötü ne olur? Güzelliğin değerimizi belirlediğini düşünmüyorsak bu pek de korkutucu bir şey değil. Herkes geleneksel anlamda çekici değil ve bu sorun değil.

Tekrarlıyorum, kadınlara nasıl hissetmeleri gerektiğini söylememeliyiz. Eğer bir kadın kendini geleneksel anlamda çekici bulmuyor ve kendini böyle tanımlıyorsa, bu kendini sevmediği anlamına gelmez. Bizim tam tersini düşünmemizin sebebi, tüm kadınların kendilerini nasıl göründükleri üzerinden tanımladığını sanmamız.

Çoğu ünlü erkek geleneksel anlamda çekici değil ve bunun farkında hatta kendileri ile ilgili fazla mütevazı şakalar yapmakta ama çekici olmayan bir kadın öyle korkutucu bir şey ki sözünü bile edemiyoruz.

Geleneksel çekiciliğin güzelliğe eşdeğer olduğunu ima etmiyorum; güzellik tamamen öznel bir şey ve nasıl isterseniz öyle tanımlarsınız. Herkes güzel olabilir ve herkesin kendi tanımını getirmeye hakkı var.

Ama bir kimse kendini güzel bulmamayı seçiyorsa, bu onun tatmin, özgüvenli ve güçlü olmadığı anlamına gelmez.

Kendimizi “güzel olduğumu” için değil; koşulsuz sevmeye hakkımız var.

Bir kez daha yineleyecek olursam, beden olumlamanın etkisi öncelikle iyiydi ve pire için yorganı yakmamıza gerek yok. Ama lütfen, şu pireden kurtulalım.

Ana akım beden olumlama hareketi, şişmanları, belirli bir kültürde, görünüşü ve davranışları kendisinden beklenen cinsiyet rolleriyle uyuşmayan insanları (gender non-conforming), engellileri ve genellikle çekici kadın tektipleştirmesine uymayan grupları dışlıyor.

Aynı zamanda, sadece görüntümüzden ibaret olmadığımızı fark etmek yerine, görüntümüzün bize iyi hissettirmesi ve özellikle hetero erkeklerde bıraktığımız etki üzerine odaklanmamızı söyleyerek kadınları nesneleştiriyor.

Ama bu, beden olumlama hareketinin tek versiyonu değil. Daha kapsayıcı bir anlayış benimseyen bir sürü sosyal medya hesabı, blog, podcast ve başka türde kaynak var. Ve bu kaynakları, genelde hareketin en çok marjinalleştirdiklerine borçluyuz.

Kendi yeme bozukluğu geçmişimden biliyorum ki bu hareketin, kesişimsel bir feminizm anlayışı benimsemesi gerekiyor. Eğer bunu yapmazsa, bu harekete en çok ihtiyacı olanların üstündeki baskıyı daha da arttıracak.

Artık, beden olumlama hareketinin daha radikal bir biçimine kucak açmanın vakti geldi. Özellikle reklam panolarına “sığmayan” bir biçimine.

Bu çeviri ilk olarak ezgiepifani blogunda yayınlanmıştır.