Medya

Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik atölyesi Dersim’deydi

Pazartesi, 16 Ekim 2017
Haber: Kaos GL

Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Projesi kapsamında, Dersim ve çevre illerden gazetecilerle sivil toplum örgütlerinden katılımcılar medyada kadın ve LGBTİ temsiliyetini konuştu.

IPS İletişim Vakfı'nın sürdürdüğü, Kaos GL'nin destekleyerek içinde yer aldığı "Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik" atölyesi, İstanbul, Mersin, Bursa, İzmir, Eskişehir, Trabzon, Diyarbakır, Akyaka ve Edirne'nin ardından Dersim'de gerçekleşti.

Dersim ve çevre illerden gazeteciler ile kadın ve LGBTİ örgütlerini buluşturan atölyede medyada kadın ve lgbti temsiliyeti, ve toplumsal cinsiyet odaklı habercilik konuşuldu.

IPS İletişim Vakfı yönetim kurulu üyesi ve gazeteci Tuğrul Eryılmaz ve gazeteci Şengün Kılıç ana akım deneyimlerini paylaştılar ve toplumsal cinsiyet haberciliğine dair  deneyimlerini aktardılar. bianet eş yayın yönetmeni Haluk Kalafat toplumsal cinsiyet odaklı haberciliğe ilişkin bianet deneyimini, Kaos GL'den Ali Erol da LGBTİ odaklı haberciliği anlattı. 

“Gazetecilik siyasal iklimden azade değildir”

Gazeteci Tuğrul Eryılmaz "Gazetecinin Asla Yapmaması Gerekenler" başlıklı sunumunda ana akım medyada toplumsal cinsiyet odaklı habercilik dahil düzgün gazeteciliğin yapılabileceğini; ve bunun neden gerekli olduğunu anlattı. Eryılmaz gazeteciliğin siyasal ve toplumsal iklimden bağımsız düşünülemeyeceğini söyleyerek başladığı konuşmasında otoriterleşen iktidarların hakim olduğu dönemlerde medyanın kötü performans gösterdiğini, özgürlük ortamları doğduğunda ise gazetecilik yapılabildiğini anlattı.

Gazetecilik denen işin çıkışında muktedirin sözünü taşıyan bir aygıt olarak başladığını, temellerinin böyle atıldığını anlatan Eryılmaz, burjuva sınıfının oluşumu ve işçi sınıfının ortaya çıkışıyla gazetelerin farklı iktidar bloklarıyla etkileşime geçtiğini ve bu etkileşimle farklı toplumsal katmanların sözlerini taşımaya başlamasıyla nispeten bağımsızlaşmaya başladığını söyledi.

Eryılmaz'a göre gazetecilik mesleğinin iktidarlara sarsma, kontrol etme işlevinin doğuşuyla birlikte günümüzde halen "iyi gazetecilik" mücadelesinin başladığını ve geri adım atılmaması gerektiğini belirtti. Eryılmaz bu nedenle gazeteciliğin evrensel değerleriyle iyi gazeteciliğin medyanın her alanında ve ana akımda da yapılması için mücadele verilmeli diyerek sözlerini bitirdi.

Bianet'in haber pratiği

Haluk Kalafat sunumunda bianet'in haber yapma pratiğinde her habere toplumsal cinsiyet odaklı yaklaşım olduğunu; ekonomi haberlerinden emek haberlerine, magazinden spora her alanda aynı bakışın kullanıldığını söyledi. Toplumsal cinsiyet odaklı haberciliği haber dilini ayrımcı, saldıgan ve ötekileştirici halinden kurtarmakla başlandığını anlattı. Bu bakış açısının haberlerde nasıl kullanıldığını bianet'in yaptığı örnekler üzerinden gösterdi.

“Medyada eşcinselliğin seyri üç döneme ayrılır”

Ali Erol “Medyada Eşcinselliğin Seyri” başlık sunumunda medyanın LGBTİ’lere yaklaşımı tarihsel seyri içinde özetledi. Erol bu seyri üç ana döneme ayırdı.

Birinci dönemi 12 Eylül Askeri Darbesi ve 80’ler olarak belirledi. Bu dönemin medyasının genel yaklaşımı “ne olduğu kestirilemeyen hayali bir varlık”, “Eşcinsellik” eşittir “travestilik ve transseksüellik”, poşetlenmesi gereken bir “muzır”lık olarak tanımladı. Bu dönemde eşcinseller “3. sayfa” haberiydi; cinayet, sapık cinsellik, ahlâksızlık, ters ilişki, fuhuş, dönme, çocuklara kötü örnek vs gibi tanımlanıyor, etiketleniyordu. Lezbiyenlik veya kadın eşcinselliği ise heteroseksüel erkekler için erotik malzemeydi.

“Birinci dönemin bir ana göstergesi de “AIDS idi ve AIDS, Tanrı’nın eşcinsellere bir lanetiydi.”

Farklılaşan bir örnek olarak Yeni Gündem’in yaptığı “Suçu olmayan suçlu” kapağını olumlu örnek olarak andı.

İkinci dönem ise ‘90’lar. Ali Erol bu dönemi “Ortaya çıkış ancak medyadan kaçış dönemi” olarak adlandırıyor.

“İstanbul ve Ankara metropollerinde eşcinsel gruplar oluşur. ‘Ben bir eşcinselim’ diye ortaya çıkıp / çıkmama kaygıları yaşanıyordu. Özgüven eksikliği kadar medyaya güvensizlik de etkindi. Bu yıllar eşcinseller için bir çatışmalar dönemidir. Bu çatışmayı aşmaya yönelik adımı Kaos GL Eylül 1994’te attı. Kaos GL ‘Bu toplumda sadece heteroseksüeller yaşamıyor, biz de varız’ diyerek çıktı. Kaos GL’nin sözünü sakınmaz bir biçimde çıkışıyla “medyadan kaçış” yerini medyayla görüşme, ikna ve kendi medyasını oluşturma aşamasına geçiliyor.”

Üçüncü dönem ise 2000’ler. Bu dönemin başat aktörler Ankara merkezli Kaos GL ile Lambdaistanbul.

“Bu dönemi belirleyen büyük adım ise 1 Mayıs 2001’e LGBTİ’lerin “Eşcinseliz, gerçeğiz, buradayız!” dövizleriyle katılımıdır.”

“Kaçmadan/saklanmadan meydanlara çıkan eşcinseller, medya için de bir dönüm noktasıdır. Artık maskeler tümüyle atılır, her taraf için de bahane kalmaz. Medyanın ‘homoseksüel’ karikatürüne benzemeyen eşcinsellerin meydanlardaki işçi ve öğrencilerden görünürde bir farkları yoktur. Nihayet medyanın homofobisi bitmez ama medyayı etkilemek ve dönüştürmek de mümkündür.”

Medyanın iki “AIDS vakası” sınavı

Şengün Kılıç sağlık haberciliğinde yapılan hataların, medyanın yapısal bozukluğunun sağılık haberleri yoluyla insan hayatlarına nasıl olumsuz etkiler bıraktığını 1980'lerin sonundan başlayan “Türkiye'nin ilk AIDS vakası haberinin” izini sürerek ortaya koydu.

“Türkiye'nin ilk 'resmi AIDS vakası’ sağlık Bakanlığı tarafından 1985'te açıklandı. Bugün artık aramızda olmadığı için ve artık medya tarihine malolduğu için adını söylememde sakınca yok Murteza Elgin'di. zaten 80'lerin gazeteleri ve televizyonları da Murteza Elgin'in adını açık açık yazmakla kalmamış; onun özel hayatını didik etmiş, akla gelebilecek tüm haklarını çiğnemişti.”

Kılıç o yıllarda AIDS etrafında yaratılan algının batı dünyasında “Tanrının eşcinsellere verdiği ceza” olarak kodlandığını söyledi. Türkiye'de ise resmi vaka açıklanana kadar algı ise “Batıya özgü”, “Müslümanlarda olmaz” şeklindeydi. Murteza Elgin ile önce bu kod çöktü ardından Elgin'in ünlülerle ilişkisinden başlayarak tüm hayatı magazin basının konusu haline geldi.

Murteza Elgin'in hikayesi süresince toplumun ve medyanın AIDS hakkındaki cahilliği, bağnazlığını aktaran Kılıç, haberlerin gittikçe azaldığını 1992'de ölümüyle bir kez daha haber olduğunu söyledi:

“Bir kez daha gazetelerin birinci sayfasına çıkmıştı. Bedeninin çamaşır suyuyla yıkandığı ve çinko tabuta konularak gömüldüğü yazılıyordu.”

Elgin'in eşcinsel oluşu AIDS etrafındaki yanlış algıyı 1996'da Müzeyyen Işıkgöz vakası sarsacaktı.

“Müzeyyen Işıkgöz’de ise medya olayın üzerine gitti ama Murteza Elgin gibi bir hayat yoktu bu kez karşılarında. Tüm önyargıları altüst olmuştu. Müzeyyen Işıkgöz, Urfa'da yaşıyordu, eşi imamdı. Bu olayda daha büyük bir sorunla karşı karşıya olunduğu ortaya çıktı. Kan nakli yoluyla enfekte olmuştu Işıkgöz. Magazin değeri düşüktü olayın. Ancak bu medyayı 2002'de Müzeyyen Işıkgöz'ün eşinin karıştığı bir adli olayı 'AIDS'li Müzeyyen Işıkgöz'ün eşi' olarak tanımlamaktan alıkoymayacaktı.

Proje hakkında

“Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Elkitabı ve Online Kütüphanesi Projesi” Avrupa Birliği Demokrasi ve İnsan Hakları İçin Avrupa Aracı (DİHAA) Fonu tarafından destekleniyor.

İki yıl sürecek olan projede, temel olarak ana akım var yerel medya içindeki baskın toplumsal cinsiyet önyargılı gazeteciliğin pratiklerinin ve söylemlerinin dönüştürülmesinin yolları ve araçlarını tartışmayı hedefleniyor. İlk yıl Türkiye’nin sekiz merkezinde yapılacak haber atölyelerinde kadın LGBTİ örgütlerinin temsilcileri ve gazetecilerle bir araya gelerek medyadaki eril habercilik pratiği, sorunları ve bu sorunlarla başa çıkma imkanlarıyla toplumsal cinsiyet odaklı habercilikten ne anlaşıldığı, nasıl yapılabileceği tartışılacak.

İkinci yıl bölgesel atölyeler ve yuvarlak masa toplantılarıyla devam edecek olan projede yapılan gazete ve televizyon haber taraması raporunun katkısıyla oluşturulmuş atölye içeriğinin tartışmaları sonucu ortaya çıkan kolektif çalışma ile toplumsal cinsiyet odaklı habercilik el kitabı ve online kütüphanesi oluşturulacak. Projede son olarak Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Konferansı düzenlenecek. (bianet)