Yaşam

Güzel bir gün: Kış misafiri

Pazartesi, 13 Kasım 2017

Güzel şeyler devam ediyor bu dünyada. Hayır canım ağlamıyorum. Soğuk sadece gözlerimi yaşarttı...

Güzel bir gün dizisinin yedinci yazısında Eren Demir, “Yazımın rengi bütün griliklere rağmen masmavi. Çünkü o gün bulutların ardındaki mavi çok güzeldi” diyerek Dersim’de fotoğraf çekme macerasının kış misafirliğine dönmesini, “küpeli çocuğa” verilen patiği anlatıyor:

Bilenler bilir ülkemizin doğusunda dört dağ içinde küçük bir ildir Tunceli (Dersim). Yazları serin ve yeşil. Kışları ise sert soğuk ve beyazdır. Ocak ayının son günlerinde kardeşimi de yanıma alıp düştük yollara. Amacımız hem memleketi ziyaret etmek hem de fotoğraf çekmek…

Kardeşim soğuğa daha fazla dayanamayıp beni Dersim'de bırakıp döndü. Ben de fotoğraf makinemin azizliğine (benim ihmalkarlığım da var) uğradım. Ve bataryası bitti. Elimde makinem sırtımda çantamla Dersim'de bir çay ocağına girdim. İskemleyi alıp sobaya yakın bir yere oturdum. Çoğunluğu 50 yaş üstü adamların bulunduğu güzel bir ortam. Ben girince herkes bana dönüp baktı. Küpeli bir genç elinde makinesiyle içeri girdi. Buralardan olmadığım aşırı derece belliydi. Aralarında Zazaca konuşan iki amca benim küpeme laf ediyorlardı.

Xıdo (Hıdır) Amca: Ero Mıçe çocuğun kulağındaki küpeye bak hele.

Mıçe (Mustafa) Amca: Ma karışma Xıdo misafirdir.

Ben araya girip: Bir şey olmaz Amca küpemi seviyorum. dedim ve muhabbetimiz başladı. Öncelikle dillerini bilip bilmediğimi sordular. “Anlıyorum ama konuşamıyorum” şeklinde utanarak cevapladım.

Mıçe Amca: Ah oğlum keşke konuşabilsen. Dilimiz yok olacak diye korkuyoruz…

Xıdo Amca girdi lafa: Ero Mıçe ne laf anlatırsın bunlara sen. Yeni nesil ne anlar dilden filan. Onların varsa yoksa tek derdi eğlence. Sor hele şuna Metin-Kemal Kahraman dinlemiş mi? Ahmet Aslan'ı duymuş mu? Firik Dede'yi bilir mi?

Hafif sitemle bana kızdı Xıdo amca. Masumane bir biçimde…

“Hepsi çok sevdiğim sanatçılardır. Firik Dede'yi de çok iyi bilirim” dediğim an Xıdo Amca’nın gözlerindeki ışığı gördüm. Demek dilimizi merak eden gençlerimiz var. Demek hâlâ umut var anlamına geliyordu o ışık.

Mıçe Amca lafa girdi: Oğlum kusurumuza bakma aç mısın tok musun diye sormadık.

“Biraz sonra bir şeyler yerim” dediğim anda Mıçe Amca, “Telefonun var mı? İçinde kontörün var mı” diye sordu. Çıkardım telefonu verdim amcaya. Akıllı telefonu görünce, “Anlamam ben bundan” dedi ve cebinden küçük bir defter çıkardı.

-Burda ev yazan numarayı çevir.

Aldım numarayı çevirdim, Mıçe amcaya uzattım telefonu. Mıçe Amca:

-Xece (Hatice) çayı koy yanına katık filan da çıkar misafirimiz var.

Karşı tarafın ne dediğini duyamadım ama Mıçe Amca bana bakarak ve gülümseyerek:

-Ero kış misafiridir. Hadi 15 dakikaya geliriz.

Kış misafiri ne güzel bir tanım oldu öyle. Yok filan desem de Mıçe Amca koymuştu kafaya gidecektik.

Çıktık çay ocağından koyulduk yola. Mıçe Amca'yı dinliyordum…

-Seviyoruz buraları oğlum. Havası güzel insanları güzel. Tamam yaşamak zor ama en güzel yaşama biçimi de zor olan değil mi? Bak hele şu Munzur'a onu bırakıp gitmek yakışır mı bize? Gerçi baraj yaptılar Munzur bize kırgın zaten birde onu bırakıp gidersek iyice küsmez mi bize?

6 çocuğu varmış Mıçe Amca'nın “üçü kız üçü erkek”. Hepsi okumuş mesleklerini eline almış sadece en küçük kızları Zeynep okuyor hâlâ İstanbul Üniversitesi'nde. Eve vardığımızda Xece Teyze sağa sola koşturuyordu kızı Zeynep'le beraber. Sıcak bir karşılama gördüm. Ev 2 oda 1 salon. Salonda divanlar vardı. Ortada soba küçük bir televizyon. Duvarda Seyit Rıza ve Hz. Ali'nin resminin yanı sıra bir siyah beyaz fotoğraf vardı. Mıçe Amca ile Xece Teyze'nin fotoğrafı. Baktığımı görünce Xece Teyze, “Gençliğimize dair tek fotoğrafımız bu” dedi gözlerini benden kaçırarak. Sofra hazırlandı. Çayımız kaynıyordu sobanın üzerinde. Ekmekler ısıtılıyordu. Çökelek, peynir, yağ, bal ve yoğurttan oluşan mükemmel sofra. Xece Teyze:

-Kusurumuza bakma oğul. Aceleyle bu kadar hazırlayabildik.

-Olur mu öyle şey Teyze daha ne olsun ki. Biz büyük şehirlerde bunlara hasret yaşıyoruz.

 Mıçe Amca söze girdi:

-Karımdır diye demiyorum ama güzel yağ, peynir, çökelek yapar. Balı da kendi kovanlarımız var oradan üretiriz. Yani her şey organik oğlum doya doya ye helal hoş olsun.

“Satıyor musunuz Amca” diye sordum. Bari katkımız olsun düşüncesiyle.

-Yok oğul artık kendimize üretiyoruz. Eee malum 6 çocuk bir de biz. Bir tek bu kızımız bekar gerisi evlendi. Onlara yapıyoruz. Torunlarımıza yapıyoruz sadece. Ama istersen az biraz sana verelim.

Yok amca satıyorsanız alayım, dedim. Yıllarca bu şekilde geçimini sağlamış Mıçe Amca çocuklarını okutmuş. Onun deyimiyle “adam” etmiş Mıçe Amca.

Vakit nasıl geçti anlamadım ama benim yola koyulmam gerekiyordu. Müsaade isteyip kapıya çıktığımda Xece Teyze'nin sesini duydum.

-Dur hele oğul dur hele. Al şunları yanına diyerek bir poşet uzattı. Poşete baktığımda az biraz peynir, çökelek ve bal vardı. Bir de patik vardı (yün çorap). Kabul edemeyeceğimi falan söylesem de elimi tutuşturdular. Ne yaptıysam da uzattığım parayı almadılar. Ama aklımda bir soru var: O patik neden o poşetteydi? Dayanamadım sordum.

-Xece Teyze patik neden var poşette?

-Oğlum içeride gördüm çorapların pek kalın değildi. Ayaklarını üşütme hasta olma diye Xece Teyze'nden küçük bir anı olarak kalsın sende. Giydikçe beni hatırlarsın...

Arkama baktım usulca:

-Amca bana kış misafiri dedin ya eğer iznin olursa bahar misafirin de olmak isterim dedim.

-Gel oğul gel başım gözüm üstüne…

Ve tekrar yolculuk başladı.

Yolda aklıma geldi. Hiç tanımadığın birini evine davet ediyorsun. Yemek veriyorsun. Sohbet ediyorsun. Bütün bunlar yetmezmiş gibi kışlık erzağından ona bir miktar veriyorsun. Ve el emeği göz nuru patiğini ona veriyorsun. Hasta olmasın üşütmesin diye.

Güzel şeyler devam ediyor bu dünyada. Hayır canım ağlamıyorum. Soğuk sadece gözlerimi yaşarttı...

Sen de yazmak istemez misin?

Herkesin güzel günü kendi rengindedir. Kimisinin puslu mavi, kimisinin altın sarısı, kiminin ise alabildiğine yeşil, yemyeşil…

Peki senin güzel günün ne renk? Güzel bir gün dendiğinde aklına gelen o gün neler yaşadın? Kimler vardı yanında? Yalnız mıydın, kalabalık mı? Ne giymiştin? Ne yapıyordun? Çekinme yaz bize…

Yok ben hayalimdeki güzel günü yazacağım diyorsan o da olur.

Güzel günlerimizi hatırlamak, hatırlatmak, paylaşmak bir mail uzaklıkta: yildiz.tar@kaosgl.org

KaosGL.org’taki yanı yazı dizimizin parçası olmak için tek yapman gereken yildiz.tar@kaosgl.org adresine güzel geçen bir gününü yazmak. Bir de varsa elinde o günden bir fotoğraf…

Yazı dizisindeki diğer anlatılar:

‘Güzel bir gün’ yazı dizisi başlıyor

Güzel bir gün: Sesim kendi boşluğumda yankılanmıyor artık

Güzel bir gün: Işığı kucaklamışçasına parıldayan gözler

Güzel bir gün: Zıplıyom ben

Güzel bir gün: Londra’da bir gün

Güzel bir gün: Bizim arkamızdan da deli diyorlar mıdır?

Güzel bir gün: İçimdeki ikindi