Kadın

Kadın Kadına ilk aşk deneyimleri

Çarşamba, 09 Eylül 2009

“Türkiye’de Kadın Olma Halleri”* programı kapsamında, 5 Eylül 2009, Cumartesi, Kaos GL Derneğinde “Kadın Kadına Buluşma” gününde yapılan “Kadın Kadına: İlk Aşk!” söyleşisini sunuyoruz. 

Moderatör: Bugün, “yeni sezon”un açıldığı gün; Eylül ayının ilk kadın kadına buluşması bu… Güzel bir konu ile açılışı yapalım istedik ve “Aşk!”ta karar kıldık. Buradaki herkesin “ilk aşk” hikâyesinin söze döküldüğü bir Cumartesi olsun istiyoruz.
Neler hatırlıyorsunuz, tam olarak neye “ilk aşk”ım dediniz, bilmiyorum… Kafamda bir şeyler canlanıyor diyen başlasın derim…
 
Katılımcılardan: Belirli ve daha farklı roller esas beğeni çeker ve karşıdaki insanın temsil ettiği şeye duyulan bir hayranlık olur bu ilgi belki de… “En iyi arkadaşım” dediğim insanlarla, aslında arkadaşlıktan çok öte birçok şeyi yaşamış olduğumu fark ediyorum şimdilerde. 7-8 yaşlarındaydım. Babam bir subaydı ve onun emir erinin kızı ile aynı sınıftaydım. Bir gün bir mücevher kutusunun içine yüzük ve bir de not koymuş ve bana vermişti. Eve geldim, açtım ve kaşlarımı çattım ve kalorifer peteklerinin arasına sıkıştırdım. Aradan 3-4 saat geçti, gittim ve gizli gizli içine baktım.  Her gün bir cümlesini okuyabiliyordum. O “en iyi arkadaşım”dı ve ben o kadar utanıyordum ki…  Her cümlesini sabırla okuduğum bir kutu... Kalorifer peteklerinin arasındaki o küçük hediye, benim sevincimle birlikte bir utancım gibidir. Kutuyu atmadığıma eminim ama sürekli taşındığımız için bir yerde kalmış olmalı. 7-8 yaşındaki bir çocuğun geçirdiği evreleri o kâğıtta okumak çok şaşırtıcı olurdu.  Arkadaşım, çok büyük ve kendini aşan cümleler kurmamış olsa da, o döneme bakıp da neyi temsil ettiğini şimdilerde kavramama neden olacak şeyler söylemişti…  
 
Katılımcılardan: Çocukluktan kendimizi keşfettiğimiz döneme; belki de öncesindeki heteroseksüel yaşantılarımıza doğru yanaşsak keşke…
 
Katılımcılardan: Çocukken ben de sürekli “abla”lardan hoşlanmıştım. 6 yaşımdaydım. Babamın çalıştığı yerde bir abla vardı. Bir defasında, bahçeden papatya toplayıp, ona götürmüştüm. Onun, birisiyle evlenme durumu vardı; bunu duyduğumda çok sinirlenmiştim. Hâlbuki bunu duymadan önce, seviyordum o ağabeyi… O ablaya surat asmaya başladığımı da hatırlıyorum. Çok kıskanmıştım sanırım. Hatırladığım en ilk buydu…
 
Katılımcılardan: İlkokuldayken Meltem diye bir arkadaşım vardı. Sürekli onu düşünürdüm ve çok iyi arkadaştık. Benim yanımda da saçları bitli bir kız otururdu; sanırım ondan bit bulaştı bana. Bir gün, o bitli arkadaş, bendeki bitleri fark etmiş ve sınıfta bağırmıştı, “Öğretmenim, bit var!” diye. O olayla tamamen koptuk; Meltem benden kaçmaya başlamıştı. Bayağı âşıktım ona. Yıllar sonra, bir lisede gördüm onu ve “Neresini beğendiysem…” dedim. Ama o zamanlar resmen âşıkmışım, her ne kadar kendimi lezbiyen olarak adlandırmasam da o zamanlar…
 
Katılımcılardan: Benim “ilk aşk”ım, lise yıllarında ve bilinçli olarak yaşadığımdı. Ama onun öncesinde -ilkokulda mesela- adlandıramadıklarım çok oldu. Bir kız vardır, bir alt sınıfımda. Nedense, onun okuldan ne tarafa doğru yürüdüğünü ve eve nasıl gittiğini takip etmiştim. Okul çıkışında bisikletle o civarda dolaşmaya başlıyor ve devamlı oraya gidiyordum. Buna hiçbir zaman anlam verememişti aslında… Ortaokulda da biri vardı; yine böyle bisikletle takip ettiğim. Ama esas lisedeydi ilk aşkım. Karşılıklı bir çekim vardı aramızda ve sınıftaki herkes bunun esprisini yapardı. Değişiktik; “sevgili olma” muhabbeti “geyik” şekilde dönerdi aramızda. Bana olan ilgisinin tam olarak ne olduğu hâlâ bir muammadır ama ben ciddi anlamda âşık olmuştum ona. Hiçbir zaman yönelimime dair dışımdan birşey söylemedim ama bal gibi biliyordum. Âşıktım ona.
 
Katılımcılardan: Bir çocuk parkı vardı evimizin yakınında. Tüm çocuklar orada buluşurdu diyebilirim. Ben ne zaman salıncağa binsem, arkamda biterdi hoşlandığım kız. Beni iterdi; evcilikte bir eksik olsa gider onu getirirdi. Bulup buluştururdu. Bir şövalye gibi tıpkı…
Katılımcılardan: Ben çocukken, yan komşumuzun oğlu Elvester ile arkadaştım ama asıl oynamak istediğim kişi onun ablasıydı. O ise benle oynamak istemezdi.  Kapılarını çalardım sürekli ve “Judie evde mi?” derdim. “Evet, evde.” diyorlardı. “Dışarı çıkacak mı?” diye soruyordum. “Yok, çıkmayacak.” diyorlardı. “Gidip ben çağırsam çıkar mı?” falan demeye başlıyordum sonra da… “Hayır, o çıkmayacak ama Elvester çıkacak” diyorlardı. Ben de, “Tamam, neyse onunla oynayayım.” diyordum. Bir gün çok ısrar ettiğim için doğum günüme getirmeyi başarmıştım. Sonradan düşündüm ki, Judie’ye âşıkmışım. 5 yaşındaydım sanırım; o da 12 olmalıydı…
 
Katılımcılardan: Acaba aramızda “ilk aşk”ı erkek olan var mı? Ben bir dönem Meltem’den çok hoşlansam da Çağdaş isimli bir çocuğa da ilgi duyuyordum.
 
Katılımcılardan: Benim ilk aşkım bir erkekti. Çağlar’dı ismi. Nedendir bilmiyorum ama saçında beyazları vardı; hiç unutmuyorum… Çok hoşuma giderdi bu beyazlar. Din derslerimize giren öğretmenin çocuğuydu ve annesi kimseyi yaklaştırmazdı ona. Sanırım ilkokul 2. sınıfta olmuştu. Bir kadına aşkı ise ilk olarak lisenin başlarında yaşamıştım. İsmi Barış’tı kızın. Kendisiyle zaman geçirmek istediğimi belli ediyordum ona ama bunun “sıradan” bir şey olmadığını da belli ediyordum. O da hiç karşı koymuyordu. Bir gün tuvalette saçıyla oynarken -yapışık ikiz gibiydik, her yere birlikte gidiyorduk- sıkıştırmıştım tuvalette onu. “Öpeyim mi seni?” demiştim sanırım. “Öp” manasında kafasını salladı. Tam öperken, tuvaletin kapısını açtı birileri ve koca okulda adımız çıkmıştı. “Lezbiyen” demediklerinden eminim ama tam olarak ne dediklerini de hatırlamıyorum. Onunla beraber olmayı ne kadar istemişsem artık, bir düğün davetiyesi hazırlamıştım. Üzerine kendi ismimi ve Barış’ı yazmıştım. İngilizce öğretmeni, masamın yanında geçerken görmüş, incelemiş ve “Annen-baban, veliler toplantısına gelecek mi gelecek hafta?” diye sormuştu. Her ne kadar “Evet” desem de, anneme ve babama söylemedim böyle bir toplantının olacağını. Öğretmen, düğün kartının neden ve kimler için hazırlandığını anlamıştı. İki yüzük birbirine geçmişti ve her yerde kalp vardı. Belki evlenemedik ama hocanın aklını karıştırdığıma hâlâ sevinirim.
 
Katılımcılardan: Lise yıllarında, bir kadınla deneyimim henüz olmadan, kadınlara olan ilgimi kız kardeşime ve sonra ablama anlatmıştım. Ablam, gazeteden bir müzik grubuna dair bir haberi kesip vermişti bana. Lezbiyenlerin oluşturduğu bir müzik grubu. Ben de defterimin arasına koymuştum onu. Sınıfta tam o fotoğrafa bakarken, öğretmen gelip almıştı elimden. Aldı onu eline, gitti ve oturdu kendi masasına. “Ne diyecek acaba... Nasıl açıklayacağım…” diye düşünürken yanım geldi, masama o fotoğrafı koydu ve gitti.  Konuşmadı benimle.
 
Katılımcılardan: “Keşfettim kendimi” olmuyor ilk başlarda galiba. Farkında oluyorsun ama bir şeylerin adını koyamıyorsun. Farklı olduğunu bilmek, beni çok dehşete düşüren bir şey olmadı. Neden bilmiyorum.
İlkokulda çok samimi olduğumuz bir arkadaşım vardı. Öğrenciler, o kızın ismini söyleyip bir de onun âşık olduğunu düşündükleri kızların isimlerini sayarlardı. Duyuyordum bütün bunları ve kafamda “böyle bir şey var” oluşuyordu. Bu nedenle, kendimi kabullenmekte çok zorlanmadım ama benden başka çok fazla kimsenin olduğunu da düşünmüyordum açıkçası… “Tek” değildim ama farklıydım.
 
Katılımcılardan: Farklı olmak rahatsız ediyor muydu?
 
Katılımcılardan: Farklı olmak rahatsız etmiyordu; sadece sıkılıyordum. Başkaları erkeklerle flört ediyordu ve bunu açıktan yapıyordu. Bana dair her şey ise gizliydi; “olayın dışında” olmak canımı sıkıyordu.
 
Katılımcılardan: Benim ablam, kafasına takmış beni basacağını… Sevgilimle ben aynı yatakta yatarken, ablam kapıyı hızlıca açtı. Sevgilimle aynı yataktayız, diğer yatak hiç bozulmamış ve ben ter içindeyim. “Abla, ne oldu?” dedim. “Faturayı yatırdın mı?” diye sordu. “Şu an saat 2, gece yarısı. Yarın yatırırım.” dedim.  Ondan sonra da benim psikologlara gitme sürecim başladı.
 
Katılımcılardan: Ortaokulda ilgilendiğim bir kız vardı ve şu an düşününce bu ilgi karşılıklıydı. Annesine gitmiş benim kendisi yazdığım şiiri okumuş. Ondan sonra annesi, benim anneme gitmiş ve “Bir daha görüşmesinler.” demiş. Sonra beni okuldan aldılar ve başka okula verdiler.
 
Katılımcılardan: Bir daha görüşmediniz mi?
 
Katılımcılardan: Ben gittim yanına; en sonunda “Gelme.” dedi.
 
Katılımcılardan: Garip olan, lezbiyenlik ve biseksüellik üzerine hiçbir şey bilmememiz ve bunlardan birisi olduğumuzu zamanla anlamamız. Bakmak istediğimiz zaman, üzerleri örtülüyor. Gördüğümüzde “Hayır, sen aslında bir şey görmedin” deniyor. Yıllarca yok kabul ettiklerimiz, yıllar sonra karşımıza çıkıyor ve aydınlanıyor. Geriye dönüp baktığımızda, her şey anlama bürünüyor. Geçmiş o kadar anlamlı geliyor ki…
 
 
* “Türkiye’de Kadın Olma Halleri” başlığı altında 2009 yılı boyunca gerçekleştiriyor olduğumuz söyleşiler, Heinrich Böll Stiftung Derneği tarafından desteklenmektedir.