Yaşam / Siyaset

Balkanlar'daki Son Hava Durumu

Çarşamba, 08 Eylül 2010

"Balkanların daha iyi bir geleceğe kavuşacağına dair tek umut Yunanistan'daki anarşist hareketidir. 'No gods, no masters' ve 'No borders, no nations' gerçeklerini ortaya çıkaran dünyadaki tek politik hareket Balkanlar'da ezilen halkların tek umududur."

Eren KOSOVA
Balkanlar, Temmuz 1995'teki Bosna'daki Srebrenitsa Katliamı'ndan bu yana etkili bir şekilde Şubat 2008'deki Kosova'nın bağımsızlık ilanı ile Türkiye'nin "özel" gündemine girdi. Çünkü bu özel gündem hem Kürt Sorunu hem de Kıbrıs Sorunu ile çelişkili bir şekilde çakışıyordu.

Nasıl ki bu bağımsızlık ilanına ilk karşı çıkan Rusya ile İspanya'nın özel gündemleriyle Kosova'nın bağımsızlığı çatışıyorduysa! Kosova, Sırbistan'ın bir parçası olmasına rağmen tek taraflı olarak, AB ve ABD'nin yoğun desteği sayesinde bağımsızlığını ilan etmişti. 22 Temmuz 2010'da Uluslararası Adalet Divanı, Kosova'nın 2008'deki bağımsızlık ilanını yasa dışı bulmadı ve kabul etti. Bu kararla birlikte Kosova'nın bağımsızlığını (Türkiye de dahil) onaylayan 70'e yakın devlet bulunuyor. Kimsenin Kosova'nın başkenti Priştine'de yaşayan Sırpların sürülmesinden, Sırp ve Arnavut milliyetçiliğinin yükselişinden ve Uluslararası Adalet Divanı'nın bu kararının başka ezilen halklara emsal teşkil edebileceğinden bahsetmiyor...

Türkiye'nin yeni dönem dış politikası da Yeni-Osmanlıcılık etrafında Türk ve Müslüman kardeşlerimizden bir adım öteye gitmediği gibi yurt ve cihan sathında emperyal arzuların kışkırtılmasına da çanak tutuyor.
 
Geçtiğimiz hafta bu emperyal arzular daha da şanlanarak Türk Hava Yolları kendi tanımlamasıyla "iftar seferi"ni Bosna-Hersek, Arnavutluk, Makedonya'da gerçekleştirdi. Velhasıl kelam, Balkanlar av sahasından çıkmışsa da ak sahaya geçememiş durumda...
 
Eren: Balkanları seyreylerken buraların sürekli nüfus ve nüfuz değiştirdiğine tanık olduk. Birkaç yıl önce aldığımız haritalar boşa çıkmış durumda. Hem yeni husumetlere hem de yeni dostluklara gebe bir Balkan haritası gözümüze ilişiveriyor. Balkanlarda sürekli değişen sınırları sen nasıl değerlendiriyorsun?
Nikola: Balkanlardaki sürekli değişen coğrafi sınırlar aslında sahte sınırlar diye adlandırılabilir. Zenginler ile fakirler, güçlüler ile güçsüzler, şefler ile emekçiler arasında var olan ve gözlerimizin hep görmezden geldiği gerçek sınırlar yüzyıllarca hep aynı kalıyor.
Balkanlar bugünlerde de fakir, aşağılanmış ve kederli. Milli ve dini idealler böyle bir durumu sürdürmek için bulaştırılıyor. Balkanlılar gerçek sorunları unutup sahte sorunlarla ilgileniyor.
 
Makedonyalı bir anarşist, Balkanların siyasetini Türkiye'den başlayarak çarpıcı bir şekilde açıklamıştı: Türkiye ile Yunanistan düşman, Yunanistan ile Makedonya düşman, Türkiye ile Makedonya dost, Yunanistan ile Sırbistan dost, Makedonya ile Sırbistan düşman, Makedonya ile Hırvatistan dost, Sırbistan ile Hırvatistan düşmandır. Yugoslavya'nın dağılmasından sonra bağımsızlığını ilan eden birçok devlet bugün böyle bir politik açmaz içinde. Balkanları dost-düşman siyasetinin ötesinde yeniden nasıl düşünebiliriz?
Atılacak olan ilk adım tüm bu dostlukları ve düşmanlıkları yalanlamaktır. Balkanlardaki milliyetçilerin ve burjuvazinin kamusal destek alabilmek için yaydığı nefret propagandası ilkin en yakın komşu milletlere karşı yöneliktir. Halklar aralarındaki bu sahte duvarları ne kadar fazla yıkmaya çalışıyorsa da burjuvaziler tarafından nefret ve kin fabrikalarında yeni sorunlar yaratan propagandalar üretilecektir. Fakat milletleri sadece nefretle beslemiyorlar, sahte dostluklar da üretiliyor. Dostluklar ise hep komşu olmayan halklarla, yani hiçbir durumda birbirine gerçekten faydalı olamayacak halklar arasında kuruluyor ki proletarya tamamen yardım alamayacak umutsuz duruma düşürülsün. Diğer taraftan ise Balkanlardaki milletlerin burjuvazileri arasındaki durumlar genelde hep iyi, hatta ideal. Geçen ayımızda Slovenya, Hırvatistan ve Sırbistan demiryolları sektörünü tamamen ele geçirecek karışık 'düşman' halkların oluşturduğu Sloven, Hırvat ve Sırp holdingi kuruldu. Aynı ayda 'dost' ülkeler Sırbistan ile Yunanistan arasındaki dostluk maçında iki ülkenin milli takım oyuncuları arasında inanılmaz kavga çıktı.
 
Balkanlar'da milliyetçiliğe teşne bir hareketlenme hâlihazırda mevcut. Bu kimi zaman dini (Hıristiyan ya da Müslüman fark etmez) karakter taşısa da asıl belirleyici olanın milliyetçi eksen olduğu apaçık ortada. Kosova, Arnavutluk ve Makedonya'da Arnavut milliyetçiliği, Yunanistan'da Makedonya'ya karşı Helen fanatizmi, Makedonya'da hem Yunanlılara hem de diğer azınlıklara karşı Makedon milliyetçiliği, Sırbistan'da Kosova ve Bosna-Hersek ile olan trajik miraslardan dolayı Sırp milliyetçiliği hâkimiyetini gittikçe pekiştiriyor. Balkanlardaki milliyetçi söylemi mitolojik ve siyasi açıdan yorumlar mısın?
Milliyetçi söylemin genel amacı, birbirinden kopuk, köksüz, ilişkisiz, milletlerin birbirine yardım edemeyeceği kadar güçsüz ve mantıksız dostluklar; ve aynı derecede mantıksız, sahte, milletlerin birbirine mutlak zarar verebileceği kadar yakın, sıcak ve derin kökler salmış düşmanlıklar yaratmaktır. Bu boyutlar içinde devinime devam Balkan milletlerin akıbeti sefalet, cehalet ve korku içinde bir felaket senaryosudur. Balkanlarda süren koşullar içinde böyle bir durumu fark edip değerlendirebilmek bile karmaşık durum ve yapıdan ötürü hakikaten zor oluyor. Milliyetçilik kanseri o kadar ilerlemiş ki Balkanları ölümden kurtarmak ve hayatını sürdürmek için gerçekten çok ağır ve radikal adımlar atılmak zorunda.
 
Balkanlar dairesinde Yunanistan'ın ayrı bir konumu var. Bu konum, Yunan İç Savaşı'nın toplumsal hafızadaki etkisinden kaynaklanıyor. Bugün Avrupa'da kapitalist küreselleşmeye ve baskı mekanizmalarına karşı toplumsal direnişin mimari Yunanistan solu ve anarşizmi. Bu açılardan bakınca Yunanistan'da gelişen ve genişleyen direnişin Balkanlar'a, Avrupa'ya ve daha birçok yere sıçrama ihtimali var mı?
Balkanların daha iyi bir geleceğe kavuşacağına dair tek umut Yunanistan'daki anarşist hareketidir. 'No gods, no masters' ve 'No borders, no nations' gerçeklerini ortaya çıkaran dünyadaki tek politik hareket Balkanlar'da ezilen halkların tek umududur. Bir insanın etrafına dikilen sınırları aşacak ve onu yeni bir dünyaya kavuşturacak tek fikir ve eylem Yunanistan'dan başlayarak Balkanların diğer bölgelerine ve Avrupa'ya doğru hızla yayılıyor.

Kosova'nın başkenti Priştine'de şehir merkezi çevresinde Bill Clinton (heykeli bile var!), Tony Blair ve KFOR askerlerinin gülümseyen afişlerini görüyoruz. Ayrıca Kosova bayrağından çok Arnavut bayrağı gözümüze ilişiveriyor. Sokaklarda "Arnavut malı satın al" (Blej Shqip) yönündeki stencilerden Anti-Sırp yazılara kadar birçok duvar yazısı bizi karşılıyor. 1999-2010 arasında sıcak çatışma sonrası yaşananların etkisi olarak bir bağımsızlık milliyetçiliği hakim. Batı ve Amerika yanlısı bir bağımsızlık başa bela gibi duruyor. Yanılmıyorsam zaten Amerika'nın Balkanlarındaki iki üssü kaderin bir cilvesi olarak Bosna ve Kosova'da bulunuyor. Kosova'nın statüsü hali hazırda yeni tartışmalara açıkken buralardaki ayrışmaların ve etnik boğazlaşmanın seyrini gelecekte nasıl görüyorsun?
 
Kosova sorununun doğası karmaşık da olsa yapısal olarak Balkanlar'daki diğer milliyetçi ve şoven sorunlarından çok farklı değildir. Ömrü de diğer propaganda fabrikası ürünü sahte sorunlar gibi sınırsız değil, fakat ömrünü sağlayabilmek için milletler arasında nefret ve kin doğuracak yeni olaylar üretilecektir. Örnek olarak Sırplar, II. Dünya Savaşı'nda Hırvat faşistleri tarafından soykırıma uğratıldı. 1945'ten sonra ise Sırp-Hırvat ilişkileri beraber kurulan ve yönetilen Yugoslav devleti içinde iyileşmeye başlayınca, düşmanlık şiddeti azalınca burjuvazi tarafından tekrar yeni milli 'olaylar' ve 'sorunlar' yaratılmaya başlandı. Bunun en bariz örneği 1995'te Hırvatistan'daki Krayina bölgesindeki Sırpların katliama uğratılmasıdır. O zamanlarda direnecek kadar yeterli güce Sırp Kara Kuvvetleri olaylara nerdeyse hiç karışmayıp bu olayların devam etmesine izin verdiler. Hırvat ve Sırp milliyetçileri ve burjuvazileri arasındaki işbirliği buralarda apaçık. Arnavut-Sırp ilişkileri de yakın zamanlarda düzelse bile burjuvaziler tarafından tekrar kin doğuracak olaylar üretip kamusal ilgiyi sosyal ve ekonomik sorunlardan çekip hayali sorunlara yönelteceklerdir. Bu kısır döngüden çıkabilmek için işçi sınıfı, milliyetçilik-ırkçılık-kin-nefret-savaş-soykırım taktiğini iktidarda kalabilmek için kullanan burjuvaziyle ve milliyetçilerle hesaplaşmak zorunda.

Türkiye'nin son bir yıldır dış politikasında Balkanlara doğru bir "açılım" var. Yalnız Türkiye bu yeni dış politikasını aynen Arap topraklarında olduğu gibi Yeni-Osmanlıcılık mefkûresiyle şekillendirmeye çalışıyor. "Ah bizim ecdadımızın toprakları" vurgusu Balkanlarda yaşanan birçok meseleyi görmemizi engelliyor. Ayrıca oralarda Türkiye'yi temsil etme gücü daha çok Fetullah Gülen Hareketi'yle sınırlı olunca ve Türkiye'deki herhangi bir sol-demokrat oluşumun Balkanlar için bir bilgi ve dayanışma ağı olmayınca oralardaki dengeleri tam olarak bilemiyoruz. Balkanlardan gelen soğuk ve sıcak havayı Türkiye'ye taşıyacak yeni kanalları, inisiyatifleri nasıl yaratabiliriz?
Türkiye'deki sosyo-ekonomik durum Balkanlar'a benzediği ve coğrafyalar birbirine yakın olduğu için, Balkanlar'da faaliyette bulunan sol ve anarşist örgütlerin ilişkide olup beraber çalışması son derece önemli.
Bu faaliyetler beraber düzenlenen yürüyüşler, dayanışma protestoları, sol ve anarşist kitap fuarları ve bir sürü diğer şekillerde gerçekleştirilebilir. Fetullahçıların Makedonya'daki politik faaliyetlerine bakarsak genel amaçları Makedonya'da yaşayan Türk ve Müslüman milletinin ilgi yoğunluğunu ekonomik sorunlardan çekip milliyetçilik ve dincilik gibi sahte değerlerlerle besleyip yobazlaştırmaktır. Bu şekilde Makedonya'daki halkları bölüp, iktidara ve sömürüye karşı direnişin şiddetini azaltıyorlar.
Yugoslavya'nın dağılmasıyla birlikte 1991 yılında bağımsızlığını ilan eden Makedonya'da halen kendine has bir milliyetçiliğin etkisi hakim. 2006'dan beri iktidarda olan sağcı koalisyon partisi (VMRO-DPMNE) şehrin hakim yerlerine, işin garibi Türkiye'den örnek aldıkları söylenen, 20 metrelik direklere Makedonya bayrağını dikiyor, Büyük İskender ve onun babası II. Philip'in heykelleriyle donatıyor meydanları. Sağcı partinin gelişiyle Makedon milliyetçiliği daha çok kendisini Slavizm karşıtı bir Büyük İskender kültüyle inşa ediyor. Futbol stadının adı bile "II. Philip National Area" olarak geçiyor. Bu milliyetçi icraatlar, kilise inşaatlarıyla süsleniyor. Çok yakın zamanda Üsküp'te şehir merkezindeki bir meydana kilise yapılmasına karşı eylemler düzenlendi. Sağcı grubun yoğun baskısına rağmen küçük bir sol-sosyalist-anarşist sivil inisiyatif olan LENKA'nın bu eylemi etkisini göstermişe benziyor. Ama bu hareket daha çok Üsküp (Skopje) ile sınırlı gözüküyor. Bu meclis/parti-dışı oluşumlar ve Makedonya'daki siyasi durum hakkında neler söylemek istersin? 
Bu oluşumlar ve inisiyatifler, Makedonya'nın siyasi sahnesinde yeniler. Güçleri halen küçük, fakat büyüme eğilimi gösteriyor. Lenka ve Anarşist Cephe örgütleri, Makedonya'daki solcu ve anti-otoriter hareketin öncüleri olarak sayılabilir. Makedonya henüz genç bir devlet olduğu için toplumsal hareketlerdeki yeni yapılanmalar ve örgütlenmeler bitmemiş durumda. Siyasi duruma bakılırsa Makedonya'nın yeni bir devlet olduğunu varsayarak devlet milliyetçiliğinin de tamamen kök salmamış olduğunu fark edebiliriz. Etnik Makedonlardaki eski devletten kalma Slav milliyetçiliği kalıntıları bugün de fark edilebilir. Bu durumu ortadan kaldırmaya çalışan iktidardaki partiler, Antik Makedon geçmişine yönelik propagandayı sürdürüyorlar. Makedon meclisindeki bütün partiler bu politikayı destekliyor. Meclisteki sağcı ve solcu ayırımı yok olmuş durumda. Muhafazakâr ve liberal ayırımı var. Solcu diye kendini ifade eden Sosyal Demokrat Parti (SDSM) pratikte sol değerleri değil, neo-liberal politikaları sürdürüyor. Meclise giren bütün partiler neo-liberal değerleri savunmaya başlıyor. Sağcı parti (VMRO-DPMNE) bile onlardan daha solcu.
 
Makedon halkı, kendi hakkını mecliste değil, sokaklarda aramaya başlamalı. Bu düzene karşı ancak doğrudan doğruya şeklinde ayaklanıp kendi haklarına kavuşabilirler.