LGBT / LGBT Türkiye

Stonewall’dan Bugüne

Cuma, 24 Haziran 2011

 

Türkiye’de daha demokratik ve daha özgürlükçü, sivil bir Anayasaya hazırlanması gündemdeyken, herkes kadar eşit yaşama koşullarına sahip olması gereken LGBTT bireylerin de hakkı artık kendilerine teslim edilmeli.

 

Gözde Bedeloğlu yazdı

Bundan tam 42 yıl önce, 1969 yılında, New York’un Greenwich Village mahallesindeki Stonewall barına, polis sıradan baskınlarından birini düzenledi. New York’lu eşcinsellerin sıkça gittiği en popüler barlardan biri olan Stonewall’u basan polis, barı alkol satış izni olmadığı gerekçesiyle kapatıp, bar sahiplerini tutukladı. Müşteriler de tartaklanarak kapı dışarı edildi. Ancak o gün, bu alışılmış baskında alışılmadık bir şey oldu. Daha önce polis şiddetine karşı susan, saklanan eşcinseller direnişe geçti. Yaklaşık 5 gün süren çatışmaların yankısı New York’u aşıp dünyaya yayıldı. İsyan, eşcinsel hakları için mücadelenin bir sembolü haline geldi.

Bundan bir yıl sonra, 1970’de, bu kez örgütlü bir şekilde bir araya gelen lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel (LGBTT) bireyler, Stonwall Ayaklanması’nı andılar. Bir hafta süren bu anma etkinliklerine de Onur Haftası etkinlikleri adını verdiler. O günden beri LGBTT bireylere yönelik baskı, şiddet ve ayrımcılığa dikkat çekmek için tüm dünyada düzenlenen Onur Haftası ve Onur Yürüyüşü İstanbul’da da bu yıl 18. kez gerçekleştiriliyor. 18 Haziran’da paneller ve atölye çalışmalarıyla başlayan Onur Haftası, 26 Haziran günü Taksim’den başlayarak Tünel Meydanı’nda son bulacak yürüyüşle sona erecek.

***
Dünyada pek çok insan cinsel yönelimleri yüzünden baskı, şiddet ve ayrımcılığa maruz kalıyor. Nefret cinayetlerinin hedefi haline getirilirken, çalışma yaşamından da uzaklaştırılarak mağdur ediliyorlar. Yıllardır bu konuda mücadele eden insanların yüzünü güldürecek bir haber, bu hafta Birleşmiş Milletler’den (BM) geldi. BM, tarihinde ilk kez LGBTT bireylerin haklarını tanıyan bir kararı kabul etti. 19 üye ülkenin olumsuz oyuna karşı, 23 üye ülkenin olumlu oyuyla BM İnsan Hakları Konseyi tarafından kabul edilen tasarıya en büyük itiraz ise bazı Afrika ve Müslüman ülkelerden geldi. Buraların, trans bireylerin en çok sıkıntı yaşadığı coğrafyalar olduğunu düşünürsek, itiraz hiç de şaşırtıcı değil.
 
BM Genel Kurulu kararıyla 2006’da kurulan İnsan Hakları Konseyi’nin amacı, BM üyesi her ülkenin insan haklarının korunması, geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için gösterdiği çabayı incelemek ve bu yolla dünyada insan haklarının durumunu iyileştirmek... Bunun için de BM üyesi ülkelerin konuyla ilgili yaptığı iyileştirme ya da ihlalleri periyodik olarak izliyor. İnsanların cinsel eğilimleri ve cinsiyet yönelimleri nedeniyle maruz kaldıkları şiddet ve ayrımcılıktan derin endişe duyulduğunu vurgulayan BM kararı sayesinde de, artık dünyada eşcinsellere karşı ayrımcılığı ve insan hakları ihlallerini ortaya koyan küresel bir rapor hazırlanabilecek.

***
Peki, yakın bir zamana kadar Kadın ve Aileden Sorumlu Bakanı (Selma Aliye Kavaf) “Homoseksüellik tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır” diyen Türkiye’de durum ne? Uluslararası Af Örgütü’nün Ankara, İstanbul, İzmir, Eskişehir ve Diyarbakır’daki araştırmaları sonucu oluşturulan rapora göre, LGBTT bireylerin sağlık, eğitim kurumlarından ev ve iş yaşamına kadar çeşitli alanlarda yetkililerin ve çevrenin ayrımcılığına maruz kaldıklarına dikkat çekiliyor. Dışlanmaktan ve saldırıya uğramaktan korkan insanların cinsel eğilimlerini gizlemeye mecbur kaldığının belirtildiği raporda, cinsel kimliğini gizlemeyenlerin de iş bulamayarak kaçak seks işçiliğine zorlandığı ve nefret suçlarının da hedefi haline geldikleri yer alıyor.

Türkiye’de bütün bunları önleyecek yasalar bulunmamakla birlikte, yetkili kişilerin ağzından homofobik sözler dökülüyor ve eşcinsellere yönelik işlenen nefret cinayetlerinde kovuşturma ve yargılama gerekli hassasiyetlerde gerçekleştirilmiyor. Türkiye’de daha demokratik ve daha özgürlükçü, sivil bir Anayasaya hazırlanması gündemdeyken, herkes kadar eşit yaşama koşullarına sahip olması gereken LGBTT bireylerin de hakkı artık kendilerine teslim edilmeli. Aksi halde, trans bireylerin yüzde 89’unun fiziki şiddete maruz kaldığını söylediği bir ülke olarak, BM’nin raporlarındaki hak ettiğimiz rezil yeri alırız. Böylece literatüre kazandırdığımız ‘ileri demokrasimizi’ bütün dünya görmüş olur.

(BirGün)